Allah’ın varlığının delilleri

Allah’ın varlığının delilleri

_________________________

Varın ispatı, yokun ispatından her zaman daha kolaydır. Bir elma cinsinin yeryüzünde bulunduğunu, bir tek elmayı göstermekle ispat edebiliriz. Halbuki yokluğunu iddia eden kimse bütün yeryüzünü, hatta kainatı dolaşıp, ancak ondan sonra onun yokluğunu ispat edebilir. Bu ise, imkansızlık çapında bir zorluk demektir.

Bir sarayın kapılarından 999′u açık, biri kapalı olsa, kimse o saraya girilemeyeceğini iddia edemez. İşte inkarcı, devamlı surette kapalı olan o bir tek kapıyı nazara verip onu göstermek ister. Aslında o kapı da, onun ve onun gibi olanların gözlerine çekilmiş perde sebebiyle onların ruh dünyalarına kapalıdır. Mümin için kapalı kapı yoktur. Yeter ki gözlerini yummasın!… Zaten 999′u herkese açıktır. Hem de ardına kadar… İşte o kapı ve o delillerden birkaçı :

İmkân Delili: İmkân, olmanın da olmama kadar eşit ihtimale sahip olması demektir. Günlük konuşmalarımızda da mümkün erken olabilirde olmayabilir de manasını kast ederiz. Yaratılmış olun her varlı bize şu gerçeği haykırır: Benim olmamla olmamam eşit idi. Şu ana ben varsam var olmamı yoklukta kalmama tercih eden biri var demektir. O ise Ancak Allahtır.

Hudus delili: Hudus, sonradan olma demektir. Hudusun en büyük delili değişmedir. Bir varlıkta değişme varsa bu hareketin bir ilk noktası olacaktır. İşte o noktadan önce o şey varlık sahasına çıkmamıştı. Henüz yoklukta isen var olmayı kendi kendine irade edemeyeceğine ve buna güç yetiremeyeceğine göre bu var oluş Allahın yaratmasıyla gerçekleşmiş demektir. Maddenin termodinamik kanununa göre sürekli yokluğa doğru kayması, kainatın durmadan genişlemesi, güneşin süratle tükenişe doğru yol alması gibi vakıalar, bu varlık aleminin bir başlangıcı olduğunu gösteriyor.

San’at: Atomdan insana, hücreden galaksilere kadar bütün kainatta, ince ve baş döndürücü bir sanat göze çarpmaktadır. Evet, bir baştan bir başa kainattaki her eser şu özelliklere sahiptir:
• Büyük sanat değeri taşır.
• Çok kıymetlidir.
• Çok kısa zamanda ve çok kolay yapılmaktadır.
• Çok sayıda olmaktadır.
• Karışık ve çeşit çeşittir.
• Devamlıdır.

Halbuki, kısa zamanda, çok sayıda, kolay ve karışık yapılan işlerde san’at ve kıymet olmaması gerekir. Ancak yapan Allah (c.c.) olursa, o zaman her şey değişir ve zıtlar bir araya gelebilir!..

Devir ve Teselsülün Muhal olması: Devrin muhal olduğu şu misalle açıklanıyor. Bir yumurtayı tavuğun yaptığını iddia eden adama soruyorsunuz. Tavuğu kim yaptı? Buna karşılık onun çıktığı yumurtayı gösteriyor. Buna göre tavuğu aradan çıkardığımızda yumurta yumurtayı yapmış oluyor. Bu ise muhaldir. Teselsül ise bir şeyin silsile halinde ta ilk noktasına kadar gidip o ilk varlığı kimin yaptığını sormak suretiyle Allahın varlığını ispat metodudur. Yani bu meyveyi şu ağaç yaptı, o bir önceki meyveden oldu, o da bir önceki ağaçtan. Böylece ilk ağaca yahut ilk meyveye kadar varıyor ve soruyoruz : Bunu kim yarattı diye .

Kur’an yolu devir ve teselsülden çok farklıdır. Yumurtayı kim yaptı? Yahut meyveyi kim yaptı? sorusunun cevabı, doğrudan doğruya, “Allah yarattı” diye cevap verilir. İlim, irade, şefkat, merhamet kavramlarından bir nasibi olmayan, insanı tanımayan, hikmetten, sanattan anlamayan bu sebeplerin (tavuğun ve ağacın) sonucun yaratılmasında hiçbir tesirleri olmadığı ispat edilir. Böylece devir yahut teselsül deliline gerek duyulmaz.

Hikmet ve gaye delili: Her varlıkta kendisine mahsus bir gaye, bir maksat, bir fayda takip edildiği göze çarpmakta ve hiçbir şeyde gayesizlik, manasızlık ve israf sayılacak herhangi bir durum müşahede edilmemektedir. Hâlbuki, ne madde aleminde, ne bitki ve hayvanat dünyasında, ne de eşya ve hadiselerde şuur ve idrak mevcut değildir ki, bu gayeler silsilesi takip edilebilsin. Öyle ise, kainattaki bu şuurlu işleyişi ve bu hikmet ve gayeleri ancak Allaha isnat etmekle makul bir yol tutmuş olabiliriz.

Yardımlaşma delili: Yağmurun toprağın imdadını, güneşin gözlerin yardımına koşmalarından, ta havanın kanı temizlemesine kadar, bu alem bir yardımlaşma hareketiyle adeta dolup taşmaktadır. Bu yardımlaşmayı yapan taraflar birbirlerini tanımamakta, bilmemektedirler Öyle ise bu merhametli icraatı sebeplere vermek mümkün değildir.

Temizlik: Kainattaki nezafet ve temizlik, başlı başına bir delil olarak, bize Kuddüs ismiyle müsemma bir Zat’ı (c.c.) anlatmaktadır. Toprağı temizleyen bakteriler, böcekler, karıncalar ve nice yırtıcı kuşlar; rüzgar, yağmur ve kar; denizlerde buzullar ve balıklar; fezamızda atmosfer, semada kara delikler; bünyemizde kanımızı temizleyen oksijen ve ruhumuzu sıkıntılardan kurtaran manevi esintiler, hep Kuddüs isminden haber vermekte ve o ismin verasındaki Zat-ı Mukaddes’i göstermektedir.

Simalar: Herhangi bir insanın siması, en ince teferruatına kadar kendisinden evvel geçmiş milyarlarca insandan hiçbirisine kat’iyen benzememektedir. Bu kaide, kendisinden sonra gelecekler için de aynen geçerlidir. Bir cihette birbirinin aynı, diğer cihette birbirinden ayrı milyarlarca resmi küçücük bir alanda çizip, sonra da kendileri gibi olması mümkün, milyarlarca resimden ayırmak ve her şeyi sonsuz ihtimal yolları içinde bir yola ve bir şekle sokmak, elbette ve elbette yarattığı her varlığı, hem de hiç kapalı bir yanı kalmamak üzere bilen ve o varlığa istediği şekli vermeye gücü ve ilmi yeten Cenab-ı Hakk’ı en sağır kulaklara dahi duyuracak kuvvette bir ilandır.

Fıtrat ve Vicdan Delili: Allahı tanımanın sayılamayacak kadar çok delil ve işaretleri insanın yaratılışında, fıtratında mevcuttur. Bunlardan sadece örnek: İnsan fıtratı ve vicdanı her nimetin mutlaka şükür istediğini bilir. Bir peygambere kavuşmuş ve hidayete ermişse şükrünü Allaha yapar. Aksi hale batıl mabutlara tapar. Bu tapma insan vicdanın insanı zorlamasıyla gerçekleşir. Güzelliği takdir hissi de insan fıtratında mevcuttur. Sergiler, fuarlar bu his ile gerçekleşir. İnsan bu yaratılışının gereği olarak, şu sema yüzünde sergilenen yıldızları, zemin yüzünde boy gösteren çiçekleri, ağaçları, ormanları dolduran ceylanları, aslanları, denizlerde kaynaşan balıkları seyretmek ve onlardaki İlâhî sanatın mükemmelliğini takdir etmek durumundadır.

Tarih: Dinler tarihi şahittir ki, beşeriyet hiçbir devrini dinsiz geçirmemiştir. Batıl, hatta gülünç dahi olsa, hemen her devirde bir dine inanmış ve bir manevi sistemi takip etmiştir. İnsan fıtratına bu Allah koymuştur ve insan ona inanmakla mükelleftir.

Kur’an: Kur’an-ı Kerim’in Kelamullah olduğunu ispat eden bütün deliller, aynı zamanda Cenab-ı Hakk’ın varlığını da ispat eder durumdadır. Kur’an’ın Allah kelamı olduğuna dair yüzlerce delil vardır ve bunlar, o mevzu ile alakalı İslam kaynaklarında en ince teferruatına kadar mevcuttur. Bütün bu deliller, kendilerine mahsus dilleriyle “Allah vardır” derler.

Peygamberler: Peygamberlerin ve bilhassa Peygamberler Efendisi İki Cihan Serveri’nin (s.a.v.) peygamberliğini ispat eden bütün deliller de, yine Cenab-ı Hakk’ı anlatan delillere dahil edilmelidir. Zira Peygamberlerin varlıklarının gayesi, Tevhid; yani Allah’ın varlık ve birliğini ilan etmektir. Öyleyse, her peygamberin kendi peygamberliğini ispat eden bütün delilleri, aynı zamanda, Cenab-ı Hakk’ın varlığına da delil olmaktadır. Bir peygamberin hak nebi olduğunu ifade eden bütün deliller, aynı kuvvetle, hatta daha da öte bir kuvvetle “Allah vardır ve birdir” demektedir.

Mehmet Kırkıncı

İnanmayanlara Allah’ın varlığını nasıl anlatabiliriz?


İnanmayanlara Allah’ın varlığını nasıl anlatabiliriz?


________________________________________


“Yazar Dr. FurkanAydıner’ in ateist bazı gruplara Allah’ı anlatırken tutmuş olduğu görüşmenotlarını içeren kitabından özetlenmiştir.”





Farklı dinleremensup insanların kafalarındaki yanlış “Tanrı” inancı ile Kur’an’ ın tarifettiği “Allah” arasındaki farklar ve İslama göre Yaratıcı’ nın özelliklerinelerdir?”




Kur’an bu soruya çokkısa, ancak derin manası olan bir sure (İhlas suresi) ile cevap verir. Busureyle, Allah, insanlar arasındaki çok yaygın bir yanlışı düzeltmeyi muratettiği gibi, Müslümanları da Hıristiyanların düştüğü hataya düşmekten muhafazaediyor. İhlas suresinde Allah, yukarıdaki sorumuza, mealen, şöyle cevap verir:“De ki, Allah birdir. O Samed’dir. Doğurmamıştır ve doğurulmamıştır. O’nunhiçbir dengi yoktur.” Birinci ayet, Allah’ın bir olduğunu ve birden fazlaolmadığını söyleyerek her türlü şirki reddediyor. İkinci ayet, O’nun hiçbirşeye muhtaç olmadığını, ancak her şeyin, her an, O’na muhtaç olduğunu ifadeediyor. Üçüncü ayet, teslis inancının yanlış olduğunu, doğan ve doğuran birşeyin ilah olamayacağını belirtiyor.(1) Dördüncü ayet, O’nun yaratıcı olarak, bütünyaratıklardan farklı olduğunu ifade ederek O’nu herhangi bir şeye benzetmenindoğru olmadığını söylüyor.




Kur’an, her anyaratma halinde olan ve Kayyum isminin tecellisiyle kâinatı an be an varlıkaleminde tutup devam ettiren aktif bir yaratıcıdan bahsediyor. Kainatı saatgibi kurup kendi haline bıraktığını iddia eden deistlere cevap verircesineKur’an şöyle diyor: “Göklerde ve yerde bulunan herkes, O’ndan ister. O ise, heran yaratma halindedir.” (Rahman Suresi, 29) Ayet, ilginç bir şekilde, bütün mahlûkatınher an Allah’tan ihtiyaçlarının giderilmesini talep ettiğini ve Allah’ın da buisteğe cevap verdiğini söylüyor. Ayeti sondan başa okuduğumuzda ise, sürekliyaratma olmasaydı, varlıkların dua etmesinin bir anlamı kalmazdı manasıçıkıyor. Yaratılan kainatın her an Kayyum ismiyle varlık aleminde tutulduğunuşu ayetler haber veriyor: “Allah, kendisinden başka ilâh olmayan daima diri veyarattıklarını koruyup idare edendir” (Bakara Suresi, 255 ve Âli İmran Suresi,2).


“Allah kainat’ıneden yarattı?” , “Varlığını bize bildiren deliller nelerdir?




Bir Hadis-iKudsi’de Allah şöyle buyuruyor: “Ben gizli bir hazineydim. Bilinmek, tanınmakistedim; bundan dolayı da beni tanımaları, gizli güzellik ve mükemmelliğimibilmeleri için varlıkları yarattım.”(2) Bu ifadeye göre, Rabbimiz kendini bizebildirmek ve tanıttırmak için bizi ve içinde bulunduğumuz kâinatı yaratmış. Ohalde, sonsuz kudret sahibi olan Rabbimiz her türlü yolla kendini bizetanıttırarak yaratılış gayesini yerine getirmiş olmalı.




Beni üç hafta öncesindehiç biriniz tanımıyordunuz. Şimdi kısmen tanıyorsunuz. Sizinle yüz yüze görüşüpsözlerimle kendimi anlatmak yerine, başka iki yolla da kendimi tanıtabilirdim.Birincisi, size bir elçi vasıtasıyla, bir mektup göndererek kendimdenbahsedebilirdim. İkincisi, hiç kimsenin taklit edemeyeceği eserlerimi sizegöstererek kendimi tanıtabilirdim. Sizler de eserlerime bakarak ne türmaharetlere sahip biri olduğumu öğrenebilirdiniz. Teşbihte hata olmaz, aynen bumisaldeki gibi, Rabbimiz de, hem peygamberler vasıtasıyla göndermiş olduğumesajlarla (ilahi kitaplarla) hem de kâinatta her an cereyan eden sonsuzicraatlarıyla (kâinat kitabıyla) kendini bize tanıtıyor. Hz. Muhammed’in(a.s.m.) şahsında tüm insanlığa gönderilen ilk emrin “oku” olması da busırdandır. Aklı başında bir insan, ilahi kelam olan “Kur’an-ı Kerim’i” vekâinat kitabı olan “Kitab-ı Kebir’i” okuyarak Rabbini tanıyabilir. Bu anlamda,Hz. Muhammed (a.s.m.), Rabbimizi bize bildiren iki kitaptaki ayetleri dersveren bir öğretmen ve bir rehberdir.


Kâinattagördüklerimiz, doğal yasalara göre işleyen doğal kuvvetlerin etkileşimiyleoluşan nesnelerdir. Kâinatta her şeyin Allah’ın eseri olduğunu neredenbiliyoruz?



Her şeyin Allah’ıgösterdiğini görmek için seküler bilimin bize taktığı “tabiat ve tesadüf gözlüğünü”çıkarmamız gerekir. Onun yerine, her şeyin hakikatini gösteren “iman gözlüğünü”takmamız lazım. Determinist bilim, her şeyi, sebep-sonuç ilişkisi içindeaçıklayarak sıradanlaştırıyor. Kur’an ise, görünürdeki sebepler perdesiniaralayarak her şeyin harikulade olduğunu gösteriyor. Einstein’ın ifade ettiğigibi, “hayatınızı yalnızca iki şekilde yaşayabilirsiniz; birincisi, her şeyinsıradan olduğunu düşünerek; ikincisi, her şeyin olağanüstü veya mucize olduğunugörerek”. Kur’an, bize ikinci yolu gösteriyor. İçinde yaşadığımız alemde “herşey”in harikulade ve mucize olduğunu söylüyor. Bu sırdandır ki, Kur’an,ısrarla, “düşünmez misiniz!”, “akletmez misiniz!”, “akıl sahipleri içinşüphesiz bunda ibretler vardır!” manasındaki ayetlerle(3) insanı kâinattakimucizeleri görmeye teşvik eder.


“Neden her insanAllah’ı gösteren Ayetleri kolaylıkla göremiyor?”




Kanaatimce, Allah’ıbildiren ayetleri görmemize en büyük engel seküler bilimin sebep-sonuçilişkisine dayalı determinist yaklaşımıdır. Örneğin, bir elma, Allah’ı bizebildiren mucizevî bir meyve iken, seküler bilim, elmanın elma ağacından, ağacınçekirdekten ve çekirdeğin DNA’daki programdan, DNA’nın moleküllerin farklıdizilişinden ve moleküllerin de atomlardan oluştuğunu açıklayaraksıradanlaştırır. Bir insan, sebepler perdesini kaldırıp bir elmanın sonsuzkudret sahibi Allah’ın ilim, kudret, hikmet ve rahmetinden geldiğinianlayabilir. Seküler bilim, her şeyin sebebini araştırarak gizemini çözdüğünüdüşünüyor. Yani, gördüğünüz nimetlerin arkasında bir Mün’im (nimet verici) aramayın,onlar şu sebepler zincirinin sonuçlarıdır, diyor. Oysa elmayı elma ağacındanbilmek, elma suyunu içinde bulunduran “akıllı makinelerin” (vending machine)elma suyunu yaptıklarını söylemek gibidir. Akıllı makinelere parayı koyup elmasuyu kodunu girdiğinizde, makine bize elma suyu veriyor. Para yerine, elmaağacına su ve gübre verdiğimizde, ağaç bize elma veriyor. Akıllı makineler,elma suyunu yapacak ilme ve kudrete sahip olmadığı gibi, elma ağacı da, bütünbilim adamlarının bile yapmaktan aciz kaldığı elmayı yapamaz. Akıllı makineleremeyve sularını yerleştiren ilim ve kudret sahibi biri olduğu gibi, Allah’ınakıllı makineleri olan meyve ağaçlarına da meyveleri takan sonsuz ilim vekudret sahibi biri vardır.(4) Seküler bilim, meyveyi ağaca vermekle ahmakça birhüküm vermiş oluyor.


Seküler bilimin buyaklaşımında çok büyük bir yanılgı vardır. Bir örnekle ne demek istediğimiaçıklayayım: Hayalen Afrika’nın en ücra bir köyüne yolculuk yapalım. Hayatındatelevizyon görmemiş bu insanlara, uzaktan kumandalı bir televizyonu hediyeolarak beraberimizde götürelim. Bir haftalığına köydeki zeki insanları toplayıpseküler bilimin determinist yaklaşımını anlatalım. Daha sonra da televizyonunbilimsel olarak nasıl çalıştığına ilişkin bir teori geliştirmelerini isteyelim.İçlerinden zeki olanı şöyle bir bilimsel teoriyle gelsin: “Televizyon dediğinizekran kutusunda gördüğümüz görüntünün nedeni uzaktan kumandadır.İnanmıyorsanız, tezimizi test ediniz. Her seferinde kumandaya bastığınızdaekranda bir görüntü çıkıyor ve tekrar basınca görüntü kayboluyor. O halde,görüntünün sebebi kumandadır.” Muhtemelen, birçok insan bu teoriyi kabul etmekzorunda kalacaktır. Ancak televizyondaki programların çok yüksek ilim ve hikmetiçerdiğini görenler böyle bir teoriyi kabul etmekte zorluk çekecekler. Onlar,kumandanın bu denli yüksek ilim ve hikmet sahibi olduğunu makulgörmediklerinden bu teoriye şiddetle karşı çıkacaklar.






İşte bu misaldeolduğu gibi, bizler de akıl sahipleri olarak düşündüğümüzde göreceğiz ki,ağaçlara veya hayvanlara takılan neticeler onlardan değildir. En yüksek ilmesahip bilim adamlarının yapamadığını inekler veya sinekler elbette yapamazlar.O halde, televizyondaki görüntü bir stüdyodan geldiği gibi, kâinattelevizyonunda bize görünen her şey başka bir alemden geliyor. Televizyonprogramları hayat, ilim, akıl sahibi insanların eseri olduğu gibi, kâinattakihakiki görüntüler de sonsuz ilim, kudret ve hikmet sahibi Bir’inin eserleridir.



Rabbimiz kâinatı,her an değişen filmlerin oynandığı, dinamik ve canlı bir sinema salonu şeklindeyaratmıştır. Gösterdiği bütün filmlerle kendini bize tanıtmak istiyor.Televizyon ve kumandayı yapan, kasıtla ve hikmetle ikisi arasında bir ilişkikurduğu gibi, kâinatın sahibi de hem sebebi hem de sonucu beraber yaratarakaralarına, hikmeti gereği bir ilişki koymuştur.(5) Aklı başında olan insan,televizyondaki görüntüyü kumandaya mal etmediği gibi, kâinattaki görüntüleri venimetleri de sebeplere havale edemez.


Bize Allah’ıbildiren deliller nelerdir?



İlginçtir, Allah,hem Kur’an’daki cümlelerini hem de kâinat kitabındaki eserlerini “ayet” diyenitelendiriyor. Kur’an’da en sıklıkla söz edilen kâinat ayetlerinin başındagökyüzü gelir. Allah, herkesin her zaman gördüğü ve çoğunlukla hayran kaldığıgökyüzüne sıklıkla dikkatimizi çeker: “Üstlerindeki göğe bakmazlar mı, onunasıl bina edip süsledik…” (Kaf Suresi, 6) Bir başka ayette ise şöylebuyurur: “Göklerin ve yerin yaratılışı ile dillerinizin ve renklerinizinfarklılığı da yine O’nun ayetlerindendir. İlim sahipleri için elbette bundadeliller vardır.” (Rum Suresi, 22). İlk ayet, gökyüzüne bakmamızı ve onun nasılyaratıldığını düşünmemizi emrediyor. İkinci ayet ise, göklerin ve yerinyaratılışı konusunda ilim elde eden ve bu ilmini kullanarak tefekkür edeninsanların Allah’ın varlığına ilişkin deliller göreceğini söylüyor. Bu ayetlernazil olalı on dört asırdan fazla süre geçti. O günden bu yana, insanoğlununuzay hakkındaki bilgisinde çok büyük ilerleme oldu. Astronomi diye ayrı birbilim alanı gelişti. Bu bilgilerin hepsini burada anlatma imkânımız yok. Birmisalle, uzay hakkında edindiğimiz yeni bilgileri kullanıp, Allah’ın ayetlerininasıl okuyacağımızı anlamaya çalışalım.


Gökyüzü ve UzaydanAllah’ın Varlığına Deliller





Gökyüzünebaktığımızda bir açıdan muhteşem bir kubbe gibi görünüyor; bu dünya sarayının,yıldızlarla yaldızlanmış bir kubbesi hükmünde. Bir başka açıdan, milyonlarcauzay gemisinin içinde büyük bir hızla seyahat ettiği bir “uzay denizi” gibigörünüyor. Bir başka açıdan bakılırsa, insan yapımı uçaklardan milyarlarca defabüyük ve çok daha hızlı uçakların bulunduğu muhteşem bir “uçak filosu” gibi görünüyor.



Hiç düşündünüz mügökyüzünde kaç yıldız olduğunu? Şimdiye kadar bu soruya cevap vermek için çokteşebbüs olmasına rağmen, hiç kimse kesin bir cevap verememiştir. 2003 yılında,Avustralya Ulusal Üniversitesi’ndeki bir grup araştırmacı, en son teknolojikaletleri kullanarak bir tahmin yapmışlar. Buldukları rakam şöyle :70.000.000.000.000.000.000.000 (yetmiş seksilyon).(6)



Aynı bilimadamlarına göre, gökyüzündeki yıldızların sayısı yeryüzündeki kum tanelerinin10 katından daha fazla. Uzay ölçeğinde düşününce, bizim yeryüzündeki hâkimiyetkavgamız, çocukların bir kum tanesini paylaşamama kavgasına benziyor. Sonuçta,bütün dünyanın hakimi dahi olsak, elde edeceğimiz, uzay ölçeğinde, bir kumunonda biri kadar bile değildir. Peki, bu kadar yıldız ve sayısını bilemediğimizkadar gezegen bize neyi ifade ediyor? Allah, bizim dikkatimizi onlaraçevirerek, onların nasıl var olduğunu ve böyle muntazam bir sistem dahilindenasıl hareket ettiğini düşünmemizi istiyor. Biz, sahip olduğumuz kabiliyetler,edindiğimiz bilgi ve tecrübeler ışığında, sayısız denecek kadar çok olan buyıldızları bir perspektife koyabiliriz. İnsan yapımı olan bir şeyle bu gökcisimlerini mukayese ederek nasıl var olduklarını anlayabiliriz.





İnsan, henüz biryıldız yapamadı; ancak bütün ülkeler güçlerini birleştirerek Uluslararası Uzayİstasyonu adını verdikleri bir “minyatür gezegen” yapmaya çalışıyor. O halde,yıldızların ve gezegenlerin nasıl var olduklarını, insan yapımı minyatürgezegene bakarak bir derece anlayabiliriz. Minyatür demekle, insanoğlunun enmuhteşem eserlerinden birini küçümsediğimi sanmayın. Doğrusu, bir ömür harcasamdahi nasıl yaptıklarını anlamaktan mahrum kalacağım bu şaheserden dolayı,insanlık adına onur duyuyorum. Dünya ve diğer gezegenlerle kıyaslandığında“minyatür” olduğunu söylemek istiyorum. Buradaki insanlar ikinci bir uzayistasyonu yapmaya kalkışsa, hiç kuşkusuz muvaffak olamayacaklar; çünkü bununiçin gerekli olan yüzlerce, binlerce bilim adamı ve mühendisimiz yok. Gereklialetleri üretecek fabrikalarımız yok. Demek ki, minyatür gezegeni yapmak içinfizik, mühendislik, biyoloji, matematik gibi birçok bilim alanında ileri derecedebilgi sahibi olmak gerekir. Aynı zamanda, bu bilgiyi uygulamak için kas vemakine gücüne ihtiyaç var. Kısacası, minyatür gezegenimiz yüksek bir ilim vebüyük bir gücün eseridir. O halde, Uluslararası Uzay İstasyonu’ndan çok dahabüyük ve çok daha muhteşem olan trilyonlarca yıldız ve gezegen, sonsuz ilim vesonsuz kudret sahibinin eseridir.(7)



Gökyüzüne dikkatlebakan biri, Arapça “Lailaheillallah” yazısından daha parlak birşekilde Allah’ıbildirdiğini görür. Çünkü, eğer dünya bir saraya benzetilirse, ay bizim gecelambamız; güneş, sobamız ve çok parlak elektrik lambamız; diğer yıldızlar isegök kubbemizi süsleyen yaldızlı, süslü lambacıklarımız. O halde, bu yıldızları,güneşi, ayı ve dünyayı kim yapmıştır? Kur’an bu soruya şöyle cevap verir:“(Allah) gökleri ve yeri hak ile yarattı. O, koştukları ortaklardanmünezzehtir” (Nahl Suresi, 3). “O, geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizinhizmetinize verdi. Yıldızlar da Allah’ın emriyle hareket ederler. Şüphesizbunlarda aklını kullananlar için pek çok deliller vardır.” (Nahl Suresi, 12).“Ne güneş aya yetişebilir, ne de gece gündüzü geçebilir. Her biri bir yörüngedeyüzerler” (Yasin Suresi, 40). “Güneş, kendisi için belirlenen yerde akar(döner). İşte bu, aziz ve alim olan Allah’ın takdiridir” (Yasin Suresi, 38). Soniki ayet, güneşin dönüşüne işaret eder. Astronomi bilimi güneşin döndüğünü 20.yüzyılda keşfetmesine rağmen, okuma yazması olmayan Hz. Muhammed’in (a.s.m.)bunu on dört asır öncesinden haber vermesi, peygamberliğinin bir delilidir.






Modern astronomiyegöre, güneş saniyede <st1:metricconverter productid=”225 km” w:st=”on”>225 km</st1:metricconverter>,dakikada <st1:metricconverter productid=”13.500 km” w:st=”on”>13.500 km</st1:metricconverter>ve saatte <st1:metricconverter productid=”810.000 km” w:st=”on”>810.000 km</st1:metricconverter>hızla hareket ediyor. En hızlı yolcu uçaklarının saatte kaç km hız yaptığınıdüşünürsek, güneşin en hızlı uçaktan yüzlerce kat daha hızlı gittiğinianlayacağız. 2005 yılında bir Yunan yolcu uçağı seyahat halindeyken, soğuk havatertibatı bozulduğu için iki pilotu da donarak ölmüş ve uçak birkaç dakikaiçinde dağa çakılmıştı. O halde, bizim uçaklarımızdan milyarlarca kat dahabüyük ve binlerce defa daha hızlı trilyonlarca gök uçakları, pilotsuz olduklarıhalde, nasıl çarpışmadan ve düşmeden hareket edebiliyorlar? İnsan yapımıuçaklar veya uzay gemileriyle, yıldızları ve gezegenleri kıyasladığımızdaanlayacağız ki, ancak sonsuz ilim, sonsuz kudret ve sonsuz hikmet sahibi Bir’igökyüzündeki yıldızları halk etmiştir ve her an kontrolünde tutup tedbir veidaresini görmektedir. Bu sırdandır ki, Kur’an: “Şüphesiz Allah gökleri veyeri, nizamları bozulmasın diye tutuyor. And olsun ki onların nizamı eğer birbozulursa kendisinden başka hiç kimse onları tutamaz” (Fatır Suresi, 41). Beşereseri olan füzelere karşı savunma sistemi geliştirmemize rağmen gökyüzündenüzerimize yağacak “semavi füzeleri” seyretmekten öte bir şey yapamıyoruz.


Bitkiler AlemindenAllah’ın Varlığına Deliller



Sadece yıldızlardeğil, etrafımızda gördüğümüz her şey, farklı dillerle, bize Rabbimizianlatıyor. İçinde yaşadığımız mavi gezegende Allah’ı bize bildiren en muhteşemayetler bitkiler, hayvanlar ve insanlardır. Hepsindeki ortak ilahi mühür olan“hayat”, her şeyiyle bize Allah’ı gösteriyor. Hayatı veren ve devam ettiren,Hayy ve Kayyum olan Allah’tır. Kur’an bu hakikati şöyle ifade eder: “(Allah) susayesinde sizin için ekinler, zeytinler, hurmalar, üzümler ve diğer meyvelerinhepsinden bitirir. İşte bunlarda, düşünen bir toplum için büyük bir ibretvardır” (Nahl Suresi, 11). Bu ayet açıkça, bitkilerin Allah tarafından sudanyaratıldığını ve düşünenler için bunda büyük bir ibret olduğunu söylüyor.Bilim, günümüzde hayatın kaynağının su olduğunu kabul etmesine rağmen, hayatınne olduğunu tam olarak anlamış değildir. Oysa gezegenimizin her karışınısıksanız hayat sahibi bitki veya hayvanlar çıkar.





2004 yılıitibariyle bitkibilimciler yaklaşık 350 bin ayrı bitki türünün varlığını tespitetmiş bulunuyorlar. Bütün bu bitkiler, hem birbirinin aynısı hem de birbiriningayrisidir. Hepsinin benzer atom, element, molekül ve hücrelerden yapılmasıaynı olduklarını gösterirken, hepsinin farklı bir şekli ve nispeten farklı birDNA kodunun olması da ayrı olduklarını gösteriyor. Bitki deyip geçmemeli. Birbitkinin yaptığını hiçbir insan yapamaz. Yaptığı işe göre isimlendirme yapmakgerekirse, her bir yeşil yaprağa “oksijen ve yemek fabrikası” demek daha uygundüşer. Her yeşil yaprağın milyonlarca yıldır yaptığını, insanoğlu ancak geçenasrın ortalarında bir nebze öğrenebilmiştir. Dr. Calvin, bir yaprağın birçokmarifetinden birini açıkladığı için Nobel ödülü almıştır.(8) Başka bir deyişle,asırlarca devam eden gayretler sonucunda, ancak en zeki insanlar bir nebzeyeşil otların ne yaptığını anlamışlar. Buna rağmen hiçbir bilim adamı bir otunyaptığını yapamaz. O halde, aptal ve tembel insanlara “ot gibisin” demekleaslında onlara iltifat, ota hakaret etmiş oluruz. Belki de, Nobel ödülü alacakkadar zeki ve çalışkan olanlara “ot gibisin” demek daha makul olur!




Hem ot deyipaşağıladığımız bitkiler bizim için kendilerini feda eden hizmetkârlardır.Sürekli çalışıp zaruri ihtiyacımız olan oksijeni ürettikleri gibi, vücudumuziçin gerekli vitamin ve proteinleri üretip yiyecek olarak kendi hayatlarınıbizim hayatımızın devamı için feda ediyorlar. İnsanoğlu, kırk binin üzerindebitki ve hayvanı besin olarak kullanıyor. Ağaçlar, muhteşem fabrikalar gibiçalışıp bize rızık yetiştiriyor. Üzerinde düşünmediğimiz için, bitkilerin bizeyaptıkları hizmeti tam takdir edemiyoruz. Sebepler perdesiyle, meyveyi ağaçtanve sebzeyi bostandan bildiğimiz için, onların hakiki kıymetini bilemiyoruz.Oysa eğer bir meyveyi fabrikada yapmaya kalkışsak tanesini milyon dolaraalamazdık! Rızkın bol olması, kıymetsizliğini değil, rahmetin çokluğunugösterir. Nitekim bizim için en kıymetli gıda olan oksijen, bedavadır; ancakkıymetsiz değildir.(9)






Her bir bitki, herbir meyve ve her bir sebze harikulade bir ihsan-ı ilahidir, muhteşem birhediye-i rahmanidir. Örneğin bir firma “çekirdekli bisküvi” imal etse, siz debisküvinin çekirdeğini toprağa ektiğinizde “bisküvi ağacı” çıksa hayretedersiniz. Eminim bütün gazetelerde manşet olur ve bütün televizyonlar böyle birağaçtan bahseder! Doğrusu, çekirdekli bisküviye hayret edip binlerce çekirdeklimeyve ve sebzeyi sıradan görene hayret etmek lazım!




Seküler bilim vedinsiz felsefe, her açıdan mucize olan İlahi eserleri, tabiat ve sebeplerperdesi arkasına saklayıp sıradanlaştırıyor. İnsanın, mevcut olanı farklı şeklesokarak yaptığı eserlerini de olağanüstü gösteriyor. Allah, gönderdiği en sonkitabında otuz bir defa tekrarla bize soruyor: “Rabbinizin hangi bir nimetiniinkâr edersiniz?” (Rahman Suresi). Eğer, aklımızı başımıza alıp her bir nimetinkıymetini idrak etsek hiçbirini inkâr edemeyiz. Oysa bu nimetleri tabiat vetesadüfe havale edince hepsini inkâr ederiz. Hayvan ve insanların muhtaç olduğuvitamin ve proteinleri içeren, onların damak tadına, ağzına, dişine, midesinemünasip yüz binlerce bitki türü, Allah’ın rahmetinin en aleni burhanlarıdır.Aklı başında bir insan, bir tek elmayla bile, Rabbini bulabilir.Nanoteknoloji(10) ile inşa edilen elmanın atom, molekül ve hücre boyutundakiharikulade yapısı, sahibinin sınırsız ilmini, kudretini ve hikmetini gösterdiğigibi, insanın gözü, dişi, damağı ve midesiyle olan irtibatı ve ittifakı, O’nunsonsuz rahmeti, şefkati ve inayetini gösteriyor.



Aklını yerindekullanan bir insan bir tek elmadan hareketle bile Rabbini bulabilir. Evet,sadece bir elmayı dahi tam olarak idrak edebilen, Rabbinin varlığını idrakedebilir. Yine, bir elma deyip geçmeyin. Bir elmayı yapmak için dünyabüyüklüğünde bir fabrika kurup içerisine canlı hücrelerden oluşan bir ağaçdikmeniz gerekir. Bir hücreyi bile yapamayan, elbette milyarlarca hücredendokunan bir ağacı yapamaz. Faraza bunu yapsa bile, güneşe hükmü geçip onuhassas bir ölçüyle dünya mutfağına fırın yapamayan elbette elma meyvesinipişiremez. Bir elmayı yapmak için daha bunun gibi binlerce koşulsıralayabiliriz.



Bu ifadeettiklerimizi Bediüzzaman Hazretleri aşağıdaki veciz ifadelerle dile getirmiş:



“Bir elmayı halkedecek (yaratacak), elbette dünyada bütün elmaları halk etmeye ve koca baharıicat etmeye muktedir (kudretli) olmak gerektir. Baharı icat etmeyen, bir elmayıicat edemez. Zira o elma, o tezgâhta dokunuyor. Bir elmayı icat eden, bir baharıicat edebilir. Bir elma bir ağacın, belki bir bahçenin, belki bir kâinatınmisal-i musaggarıdır (küçük bir numunesidir). Hem sanat itibarıyla koca ağacınbütün tarih-i hayatını taşıyan elmanın çekirdeği itibarıyla öyle bir harika-isanattır (sanat harikasıdır) ki, onu öylece icat eden, hiçbir şeyden acizkalmaz.”(11)



Bu sırdandır ki,Kur’an, sadece mideyi doldurmak için yemek yerine, yediklerimizin nasıloluştuklarını düşünerek yememizi istiyor: “İnsan yediklerine bir baksın. Bizsuyu bol bol indirdik. Toprağı yardıkça yardık. Ondan daneler, üzümler vesebzeler, zeytinlikler ve hurmalıklar, bol ağaçlı bahçeler, çeşit çeşitmeyveler ve otlar bitirdik; size ve hayvanlarınıza rızık olsun diye” (AbeseSuresi, 24-32).


Hayvanlar AlemindenAllah’ın Varlığına Deliller



Aklımızı veilmimizi kullanarak hayvanlara baktığımızda her birinin muhteşem “makineler”veya “yürüyen fabrikalar” olduğunu söyleyebiliriz. Sanayi devriminden bugüneinsanoğlu teknolojik aletler üretmekte müthiş mesafe aldı. Bir asır önce hayalbile edemediğimiz televizyon, cep telefonu, bilgisayar gibi aletler, günümüzdehayatımızın bir parçası haline geldiler. Her gün yenisine şahit olduğumuz“teknoloji harikaları” çağında yaşıyoruz. Seküler bilim bile, insanın ihtiyaçve arzularını gidermek için karmaşık aletler yapma kabiliyetini, onu hayvandanayıran temel unsur olarak kabul ediyor. Uçaklar, arabalar, hızlı trenler,gökdelenler, bilgisayarlar bu kabiliyetin meyveleridir. Herkes kenditecrübesinden bilir ki, insan yapımı en basit alet bile ilim ve gücün eseridir.Aletler karmaşık hale geldikçe, daha çok ilim ve kuvvet gerektirir. Örneğin,tahtadan oyuncak bir arabayı, çok az bir ilim ve kuvvet sahibi bir çocukyapabilir. Ancak binlerce çocuk bir araya gelse bile en basit motorlu birarabayı yapamaz. O halde kendi eserimiz olan “teknoloji harikalarıyla”hayvanları kıyaslayalım.



Hayatımızın herkaresinde görebildiğimiz, hayvanat bahçelerinde televizyon belgesellerindensürekli telhir halinde bulunan hayvanların yaratılışını ve marifetlerinidüşünerek Rabbini bulmak bizler için daha kolay olabilir. Kur’an-ı Kerimhayvanlarda ibret verici işaretler olduğunu bize şu ayetiyle bildiriyor:“Şüphesiz göklerde ve yerde inananlar için birçok ayetler vardır. Sizinyaratılışınızda ve (Allah’ın) yeryüzünde yaydığı canlılarda, kesin olarakinanan bir toplum için ibret verici işaretler vardır” (Casiye Suresi, 3-4).



Doğrusu, hayvanlaradikkatle bakıp aklını kullananlar için, Allah’ı bize anlatan ibretli işaretlerigörmek hiç de zor değildir. Kur’an, inanmayanları, kör olarak tabir ederekonların, iman yoluyla gözleri hakikate açılmadığı sürece, bu ayetleri veişaretleri göremeyeceklerini ifade ediyor. Aklımızı kullanarak, bir iki misalile hayvanlardaki ibretli ayetleri okumaya çalışalım.



Hayvanlarıaraştıran bilim adamları bugüne kadar yaklaşık 2 milyon ayrı hayvan türünütespit edip isimlendirmişlerdir. Tahminlere göre, bu rakam mevcut hayvanlarınancak yüzde 20’sine denk geliyor. Yaklaşık 10 milyon ayrı hayvan türü olduğutahmin ediliyor.(12)



Hayvanları inceleyenbilim adamlarının bizlere anlattığına göre, en küçük bir hayvan dahi, işleyişiitibariyle, bizim en büyük teknoloji ürünümüzden binlerce derece dahaharikadır. Başka bir deyişle, “beşeri teknolojik aletler” ile “ilahi teknolojikaletler” diyebileceğimiz hayvanları kıyasladığımızda aralarında çok büyükfarklar görürüz. Yaptığı “yüksek teknolojilerle” gururlanan insanoğluna Allahgöndermiş olduğu kitabında meydan okuyor: “Ey insanlar! (Size) bir misalverildi; şimdi onu dinleyin: Allah’ı bırakıp da yalvardıklarınız(taptıklarınız) bir araya gelseler bile bir sineği dahi yaratamazlar. Sinekonlardan bir şey kapsa, bunu ondan geri de alamazlar. İsteyen de aciz,kendinden istenen de!” (Hac Suresi, 73). Bir sinek yapmak şöyle dursun, osineğin en küçük bir hücresini yapmak bile mümkün olmamıştır bugüne kadar. Ohalde Kur’an’ın ayetiyle soralım: “Yoksa onlar bir yaratıcı olmaksızın mıyaratıldılar? Veya kendi kendilerini mi yaratıyorlar?” (Tur suresi, 35).





Hayvanların harikavücut sistemleri Allah’ın varlığına, milyonlarca türleri sayısınca, belki tümhayvanlar sayısınca işaret ettiği gibi, hayvanlardaki faydalar ve neticeler deAllah’ın hikmet ve rahmetine şahitlik yapar. Kur’an bu hakikati şöyle ifadeeder: “Ehli hayvanlarda da sizin için birer ibret vardır. Onların karınlarında,kan ile fışkı arasından çıkan ve içenlerin boğazından kolayca geçen halis birsütle sizi besleriz” (Nahl Suresi, 66). Demek ki, öyle hayvan deyip geçmemeliyiz!Kızdığımız insanlara da “hayvan!” deyip hayvanları aşağılık mahlûk gibigörmemeliyiz! Hayvanları yaptıkları işlere göre isimlendirirsek inek, koyun vekeçiye “süt ve et fabrikası”, tavuğa “yumurta ve et fabrikası”, ipek böceğine“ipek fabrikası”, arıya da “bal fabrikası” dememiz daha münasip olur! Doğrusu,bu hayvanların diğer faydalarını düşündüğümüzde, bu tarzda bir isimlendirmebile noksan kalır.



Yukarıdaki ayetteAllah, inek de dahil olmak üzere, evcil hayvanlarda ibretler olduğunu söylüyor.Doğrusu bu hikmetleri anlamak için veterinerlik diye ayrı bir bilim dalıgelişmiş. Binlerce bilim adamı şimdiye kadar bu hikmeti anlamaya çalışmalarınarağmen henüz bitirmiş değiller. Örneğin, ineğin nasıl süt yaptığını anlamayaçalışan Dr. Virtanen, süt yapamadı, ancak inekten nasıl daha çok sütalacağımızı keşfetti. Bundan dolayı kendisine Nobel ödülü verdik.(13) Şimdisize soruyorum, ineğin yaptığını bir derece anlayan, ancak yapamayan birineNobel ödülü verilirse, her bir ineğe acaba nasıl bir ödül vermek lazım?





Kanaatimce,ineklerin yaptığını bir derece de olsa anlayan her insan, onlara büyük saygıduymak zorundadır. Doğrusunu isterseniz, ineğe tapan Hinduların (her ne kadaryaptıkları küfür de olsa) neden taptıklarını az-çok anlayabiliyorum. Bence,ineği sıradan bir varlık olarak görmek, ineğe tapmak kadar şaşılacak birşeydir.



BediüzzamanHazretlerinin ifade ettiği şu veciz ifadeler buraya kadar anlattıklarımızın özetigibi:


“Başta inek ve deveve keçi ve koyun olarak süt fabrikaları olan validelerin memelerinde, kan vefışkı içinde bulaştırmadan ve bulandırmadan ve onlara bütün bütün muhalifolarak hâlis, temiz, safi, mugaddî (gıdalı), hoş, beyaz bir sütü koymak; veyavrularına karşı o sütten daha ziyade hoş, şirîn, tatlı, kıymetli vefedakârane bir şefkati kalplerine bırakmak; elbette o derece bir rahmet, birhikmet, bir ilim, bir kudret ve bir ihtiyar ve dikkat ister ki; fırtınalıtesadüflerin ve karıştırıcı unsurların (elementlerin) ve kör kuvvetlerin hiçbircihetle işleri olamaz.”(14)


“İnsan”ın Allah’ınVarlığına Delilleri



Allah’ı bildirenbir başka delil, belki de en önemlisi, bizim iç dünyamızda gerçekleşiyor. Herinsan kendi yaratılışını ve kendisine her gün verilen nimetleri düşünerekRabbini bulabilir. İnsanın kâinat içinde her bir şeyde gördüğü delillere“afakî”, yani “dışsal” deliller; kendi şahsında gördüğü ve hissettiği delillereise, “enfüsi”, yani “içsel” deliller denir. İçsel deliller, anlaşılması dahakolaydır, çünkü şahsi tecrübeye dayanır. Maalesef, birçok insan, kendi varlığıüzerinde düşünmediğinden bu delilleri görmekte zorluk çeker. Oysa Kur’an,birçok ayette insanın yaratılışındaki ibrete dikkatimizi çekiyor: “Sizinyaratılışınızda ve (Allah’ın) yeryüzünde yaydığı canlılarda, kesin olarakinanan bir toplum için ibret verici işaretler vardır” (Casiye Suresi, 4).Modern teknolojinin esamesinin olmadığı bir dönemde, insanın yaratılışı “ilahiültrasonla” gözlemlenmiş gibi Kur’an’da tarif ediliyor: “Sonra nutfeyi alaka(aşılanmış yumurta) yaptık. Peşinden, alakayı bir parçacık et haline soktuk; bubir parçacık eti kemiklere (iskelete) çevirdik; bu kemikleri etle kapladık.Sonra onu başka bir yaratışla insan haline getirdik. Yapıp yaratanların engüzeli olan Allah pek yücedir” (Müminun Suresi, 14). İnsanın ana rahmindeki birdamla sudan insan haline getirilişini ilk defa müşahede eden bilim adamıgördüklerini “mucize” olarak tabir etmiş. İlginçtir, bu konuda seküleranlayışla hazırlanan belgeseller bile, “hayat mucizesi” demek zorundakalmışlar.(15)





İnsanların büyükbir çoğunluğu, kendi hayat yolculuğunda yaşadığı bu mucizeyi unutarak, sankigökten zembille inmiş gibi, gafil ve nankör bir şekilde yaşıyor. Kur’an’daki şuayet aklı başındaki insanları bu gafletten uyandırıp kendi yaratılış mucizesinigörmeye teşvik ediyor: “Görmedi mi o insan; Biz onu bir damla sudan yarattık dasonra o, Bize apaçık bir düşman kesiliverdi?” (Yasin suresi, 77). İnsanın birdamla sudan yaratılışı ancak sonsuz ilim, kudret ve hikmet sahibi Bir’inin eseriolabilir. Aksini iddia eden varsa bir damla sudan bir insan yaparak veyainsanın tek bir hücresini yaparak iddiasını ispat edebilir. Kur’an, on dörtasırdır inanmayanlara bu konuda meydan okuyor.(16) Şimdiye değin, bu meydanokuyuşa bir cevap verilemediği gibi, çok ileri teknolojiye rağmen, buna cevapverilebileceğini söyleyen de yok. Bu, hem Kur’an’ın ilahi kitap olduğunu hem deAllah’ın bütün canlıların Yaratıcısı olduğunu ispat ediyor.





İnsanın yaratılışımucize olduğu gibi, doğduktan hemen sonra, ona validesinin memelerinden “annesütünün” ikramı da ayrı bir “rahmet mucizesi”dir. Birçoğumuz bunu sıradangörüyoruz. Şöyle bir düşünün, annelerin memelerinden süt değil de “portakalsuyu” gelseydi ne yapardık! Herhalde, hayret eder ve herkesle paylaşırdık.Eminim, televizyon kanallarında birinci haber haline gelirdi! Oysa annelerinmemelerinden “portakal suyu” yerine “süt” gelmesi, binlerce kat daha harika vehayret edilmesi gereken bir şeydir. Bilim adamları henüz “anne sütünün” yerinitam olarak tutacak hiçbir şey bulamadıkları için annelere çocuklarınıemzirmelerini tavsiye ediyorlar. Anne sütü örneğinde olduğu gibi, birçok şey,belki de her şey, aslında harikulade ve mucize olmasına rağmen sürekligördüğümüz için onları sıradan bir şey gibi algılıyoruz. “Akıl gözünü” dikkatleaçanlar, “sıradanlık perdesini” aralayarak her şeyin arkasındaki mucizefiilleri ve onların Faili’ni görebilir.



İçsel delillere birörnek daha vermek istiyorum. Her insan kendi bedeni üzerinde düşündüğündeRabbini bildiren ayetleri görebilir. Vücudumuzun her azası, muhteşem yapısı veişleyişi, düzeni ve sayısız hikmetleri ve faydalarıyla bize sonsuz ilim,hikmet, rahmet ve kudret sahibi Bir’inden haber veriyor. Sizinle yakın zamandayaşadığım bir hadiseyi paylaşarak ne demek istediğimi açıklayayım. Benimağzımda “insan yapımı” dişler ve “diğer dişler” var. İnsan yapımı dişlerimi,sokakta karşılaştığım bir insana yaptırmadım. Diş hekimliği fakültesinden mezunolup kendi alanında yıllarca tecrübe edinen bir “diş hekimine” yaptırdım. Niyesıradan bir insana gitmedim de bir diş hekimine gittim? Cevabı gayet basit:Çünkü diş için en uygun malzemeyi bularak onu diğer dişlerimle uyumlu birkalıba sokup sonra da damağıma yerleştirmek, öyle basit bir iş değil. Herkesinelinden gelmez. Diş konusunda derin bilgisi ve diş yapıp yerleştirecek aletleriolmayan biri bu işi yapamaz.



Şimdi “insanyapımı” dişler ile “diğer” dişleri kıyaslayalım. Hangisi daha iyi? Hangisi dahasağlam? Hangisi daha mükemmel? Elbette “diğer” dişler. Bunun en bariz örneği,eğer sağlam dişleriniz varsa, hiçbir dişçi, gelin bu dişleri çıkaralım,ağzınıza teknoloji harikası dişler yerleştirelim demez. Şimdi, aklımızıbaşımıza alıp düşünelim: “İnsan yapımı” dişler yüksek bir ilim ve kudretleoluyorsa, onlardan her açıdan daha mükemmel olan “diğer” dişler kendi kendineveya tesadüfen olabilir mi? İlim ve şuurdan mahrum, cahil ve aptal doğalkuvvetlerin eseri olabilir mi? O halde, insan yapımı olmayan her bir dişimizbize Allah’ı bildiriyor. İnsan vücudunun en basit parçalarından biri olandişler bu şekilde bize Rabbimizi bildiriyorsa, göz, burun, beyin gibi yüzlerce organımızınAllah’ı nasıl bildirdiklerini de sizin zekâvetinize havale ediyorum.



Yazımızın başındanburaya kadar anlattıklarımızı özetleyecek olursak: Rabbimiz kainatı muhteşembir kitap haline getirip, ondan yazdığı sayısız cansız ve canlı varlıkların kelimeleriyle(ayetleriyle) kendini bize tanıtıyor. Bu kitabı kebir-i kainatın manalarınıKur’an-ı Kerimle tercüme etmiş ve Hz.Muhammed (asm) gibi bir mualim-i ekberlebu kitabı nasıl okuyacağımızı ders vermiştir. Bizler, tesadüf ve tabiatınkapkara gözlüğünü çıkarıp, Kur’anın sunduğu şeffaf gözlükle kainat kitabınıokuduğumuzda herbir şeyde Rabbimizi görebilir, icraatlerini müşahede edebilir,hikmetlerini tefekkür edebiliriz. O’nu hem hadsiz mükemmel eserleriyletanıyabilir ve hem de sonsuz nimetleriyle sevebiliriz.



Bu yazı yazarınNesil Yayınları’ndan çıkan 11 Eylül’e Rağmen Amerika’da Yükselen İslam isimlikitabından alınmıştır.


________________________________________



Dipnotlar:


<


(1) Allah’ıbeşerileştirmek birçok dinin yaptığı temel bir hatadır. Hıristiyanlık veYahudilik, Allah’a evlat isnat ederken, çok tanrılı dinlerde ise tanrınındoğduğuna inanılır. Eylül ayının ikinci haftasında, Unity Kilisesi’nindüzenlediği Dünya Dua Günü programına katılırken, Hindu konuşmacının şu sözleribeni hayli şaşırtmıştı: “Bugün bizim için çok önemli bir gün. Çünkü Hindularıniman ettiği en büyük tanrının doğum günüdür.”


(2) Keşfu’l-Hafa,132. hadis.


(3) Yamina Mermer,1995 yılındaki Bediüzzaman Sempozyumu’nda sunduğu, “Risale-i Nur’da Sebep-Sonuçİlişkileri” isimli tebliğinde şöyle demektedir: “Kur’ân-ı Kerim, meselâ 310defa “semâvat”tan, 45l defa “arz”dan, 262 defa “yaratma”dan, çok azı Kur’ânayeti anlamına gelmek üzere 382 defa “âyet”ten bahsederek bunların Allah’ıtanıtan âyetler, şahitler olduğuna dikkati çeker. “Bak,” “Bakmazlar mı?”,“Düşünmezler mi?” gibi birçok teklifiyle de kâinata ve yaratmaya bakıpdüşünmemizi emreder.”


(4) Üniversitedeokuduğum yıllarda diş hekimi dostum İdris Çamlıbel’den duyduğum bir hadiseyihiç unutamıyorum. Bir hafta sonu, İdris Bey, 5 yaşlarındaki kızıyla birliktepikniğe gider. Kızı o güne kadar hiç kiraz ağacı görmemiş. Piknikte gördüğü ilkkiraz ağacı onu çok heyecanlandırır, babasına koşarak gider ve şöyle der:“Baba, baba! Gördün mü! Gördün mü! Şuradaki ağaca kiraz asmışlar.” Babası,kızının söylediğine önce güler; ancak manasını düşününce, çocukça bakışın dahadoğru olduğunu anlar.


(5) Bediüzzaman,sebep-sonuç halkasıyla her şeyin yaratılmasının hikmetini şöyle açıklıyor: “Eyesbabperest (sebeplere tapan) ve tabiata tapan biçare adam! Madem her şeyintabiatı (varlık özü), her şey gibi mahlûktur (yaratılmıştır); çünkü sanatlıdırve yeni oluyor. Hem her müsebbeb (sonuç) gibi, zahirî (görünen) sebebi dahimasnu’dur (sanatlıdır). Ve madem her şeyin vücudu, pek çok cihazat (cihazlara)ve âletlere muhtaçtır. O halde, o tabiatı icat eden ve o sebebi halk eden birKadir-i Mutlak (Sonsuz Kudret Sahibi) var. Ve o Kadir-i Mutlak’ın ne ihtiyacıvar ki aciz vesaiti(vasıtaları), Rubûbiyetine ve icadına teşrik (ortak) etsin.Hâşâ! Belki doğrudan doğruya müsebbebi (sonucu), sebep ile beraber halk ederek,cilve-i Esmasını (İsimlerinin yansımasını) ve hikmetini göstermek için, birtertip ve tanzim (düzen) ile zahirî (görünürde) bir sebebiyet, bir mukarenet(ilişki) vermekle, eşyadaki zahirî kusurlara, merhametsizliklere venoksaniyetlere merci’ (dayanak) olmak için, esbap ve tabiatı dest-i kudretine(kudret eline) perde etmiş; izzetini o suretle muhafaza etmiş.” (Lem’alar, 23.Lem’a, Tabiat Risalesi.)


(6) Söz konusuaraştırmayla ilgili makaleye şu adresten ulaşabilirsiniz:http://www.cnn.com/2003/TECH/space/07/22/stars.sur…


(7) Kur’an’ın birayetinde şöyle deniliyor: “And olsun ki, onlara “gökleri ve yeri yaratankimdir?” diye sorsan, elbette Allah diyecekler” (Lokman Suresi, 25). Bu ayette“onlar” zamiriyle inanmayanlar kastediliyor. Bu ayet iki önemli noktayıdikkatimize sunuyor: Birincisi, inanmayanlara Allah’ı anlatırken en büyük vebariz ayetler olan göklerin ve yerin yaratılışından başlamamız daha uygundur.İkincisi, inanmayanlar bile muhteşem ve muazzam göklerin ve yerin yaratılışınıbaşka türlü izah edemezler; iyice düşündüklerinde çaresiz kalıp “Allah”diyeceklerdir.


(8)http://nobelprize.org/nobel_prizes/chemistry/laure…


(9) Piyasasisteminde fiyatlar, mal ve hizmetin değerine göre değil, arz ve talebe görebelirleniyor. İnsan için zaruri olan oksijenin bedava olması, kıymetsizliğinideğil, bol olduğu için kimsenin parayla talep etmediğini gösterir. Kapitalistsistemde insanların mal ve hizmete piyasa fiyatına göre kıymet vermesi biryanılgıdır. Piyasada alınıp satılmayan birçok şey, gerçekte paha biçilmezkıymete sahiptir.


(10) Maddeninatomik veya moleküler boyutta incelenerek yepyeni özelliklerinin açığaçıkarılması.


(11) “Küre-i arz(dünya) mağazasından me’kûlât (yiyecek) ve meşrubat (içecek) ve libas (elbise)ve sair ihtiyaçlarınızı temin ediyorsunuz. Parasız aldığınız bu malları “İlâhîhazine”den almayıp birer birer esbaba (sebeplere) yaptıracak olursanız, acababir nar tanesini ne kadar zamanlarda elde edip ne kadar pahalı alacaksınız?Çünkü o nar, bütün eşyayla alâkadardır. Az bir zamanda, az bir kıymetle husulegelmesi imkân haricidir. Ve aynı zamanda, ondaki ziynet, intizam (düzen),sanat, rayiha (koku), tat ve koku gibi lâtif şeylerden anlaşılıyor ki, o nartanesi öyle bir Sani’in masnûudur (sanat eseridir) ki, icadında külfet (zorluk)ve mübaşeret yoktur” (Bediüzzaman Said Nursî, Hubab Risalesi, Mesnevi-iNuriye).


(12) Toplam hayvantürünün 100 milyon olduğunu tahmin eden bilim adamları da var:http://news.bbc.co.uk/2/hi/science/nature/4013719….


(13) Dr. Virtanen,ineklerin süt verimini artırmakla ilgili çalışmasından dolayı 1945 yılındaNobel Kimya Ödülü aldı.


(14) BediüzzamanSaid Nursî, 7. Şua, Ayetü’l-Kübra Risalesi.


(15) En saygınbelgesel yapımcılarından NOVA’nın çıkardığı “the Miracle of Life” (HayatMucizesi) ismindeki belgesel, bunun bariz bir örneğidir.


(16) Yazarın NesilYayınlarından çıkan, Rabbini Arayan Thomas isimli kitabının sekizincibölümünde, Kur’an’ın bu meydan okuyuşu karşısında ateist Thomas’ın nasıl ilzamolduğunu okuyabilirsiniz.



Dr. Furkan Aydıner

ESMA’ÜL HÜSNA


Yüce Allah Kur’an-ı Kerim kitabında buyuruyor:
“Allah o (Allah) dır ki kendisinden başka hiçbir ilâh yoktur. En güzel isimler O’nundur” (Taha,8 )
Ebû Hüreyre (r.a) den nakil: Resûlüllah (s.a.v) buyurdular ki:
“Şüphesiz ki, Allahü Teâlâ’ya mahsus isimler vardır. Her kim, bu (güzel) isimleri ihsâ eder (sayar, ezberler ve dilinin tesbihi haline getirirse) Cennete girer.” (Tirmizi, ibn Hibban ve Hakim)

Allah’ımızın bu mübarek isimlerine “ihsâ isimleri” denir. Bu isimleri hem ezberlemek, hem mânâlarını öğrenmek, hem saymak ve dilin teşbihi haline getirmek gerekir. Bu doksan dokuz isim dillerin virdi olunca, diller tatlanacak, gönül kapıları açılacak ve kalplere marifet nurları akacaktır. Bir mübarek ayette Allah (Azze ve Celle) şöyle buyurmaktadır.
“Habibim! De ki: “İster Allah diye dua edin, ister Rahman deyin, hangisini deseniz, en güzel isimler hep O’nundur.)”

Esma ül Hüsna

1-”Hüvallahü’l-lezi La ilahe illa hu”"Allah”

O kendinden başka hiç bir ilah bulunmayan tek bir Allah’tır.

2-”Er-Rahman”: Esirgeyici,bütün mahlukatına rahmetiyle muamele eden(dünyada)

3-”El-Melik”: Mülkün sahibi,mülk ve saltanatı devamlı olan.

4-”Er-Rahim”: Bağışlayıcı,sevdiklerine ve müminlere merhamet eden(ahirette)

5-”El-Kuddüs”: Her türlü eksiklik ve ayıplardan münezzeh olan.

6-”El-Selam”: Her çeşit afet ve kaderlerden emin olan.

7-”El-Mü’min”: Kullarına emniyet veren.Kendinin ve peygamberlerinin dogrulugunu

ortaya koyan,kullarına yaptıgı vadinde sadık.

8-”El-Müheymin”: Saltanatı hakkında dilediği gibi tasarruf eden,her şeyi gözetip koruyan.

9-”El-Aziz”: İzzet sahibi,maglup edilmesi imkansız olan,her şeye galip olan.

10-”El-Cabbar”: Azamet ve kudret sahibi,istediğini mutlak yapan,dilediğine muktedir olan.

11-”El-Mütekebbir”: Ululuk sahibi,her şeyde ve her hadisede büyüklüğünü gösteren.

12-”El-Halik”: Her şeyin varlığını ve gecireceği halleri takdir eden,yaratan,yoktan vareden

büyüklükte eşi olmayan.

13-”El-Bari”: Her şeyin aza ve cihazını birbirine uygun yaratan.

14-”El-Muvassir”: Tasvir eden ,her şeye bir şekil ve hususiyet veren.

15-”El-Gaffar”: Kullarının günahını örten,magfireti çok,günahları bağışlayıcı.

16-”El-Kahhar”: Her şeye,her istediğini yapacak surette,galip ve hakim.

17-”El-Vahhab”: Çok fazla ihsan eden,çeşit çeşit nimetleri daima bağışlayan.

18-”El-Rezzak”: Bütün mahlukatın rızkını veren ve ihtiyacını karşılayan.

19-”El-Fettah”: Her türlü müşkülleri açan ve kolaylaştıran,darlıktan kurtaran.

20-”El-Alim”: Her şeyi en ince noktasına kadar bilen,ilmi ebedi ve ezeli olan.

21-”El-Kabıt”: Dilediğine darlık veren,sıkan,daraltan.

22-”El-Basit”: Dilediğine bolluk veren,açan,genişleten.

23-”El-Hafıd”: Yukarıdan aşağıya indiren,alçaltan,dereceleri düşüren.

24-”El-Rafi”: Yukarı kaldıran,yükselten,dereceleri yükselten.

25-”El-Muiz”: İzzet veren,aziz kılan.

26-”El-Müzil”: Zillete düşüren,hor ve hakir eden.

27-”El-Semi”: Her şeyi işiten,kullarının niyazını kabul eden.

28-”El-Basir”: Her şeyi gören.

29-”El-Hakem”: Hikmet sahibi olan,yaptığı her işte hikmeti gözeten,hükmeden.

30-”El-Adl”: Son derece adaletli olan.

31-”El-Latif”: En ince işlerin bütün inceliklerini bilen,lütuf ve ihsan sahibi olan.

32-”El-Habir”: Her şeyi iç yüzünden,gizli tarafından haberdar olan.

33-”El-Halim”: Yumuşak devranan,hilmi çok olan.

34-”El-Azim”: Pek azametli olan,yüce.

35-”El-Gafur”: Çok bagışlayan,magfireti çok.

36-”El-Şekur”: Kendini rızası için yapılan amelleri daha ziyadesi ile karşilayan.

37-”El-Aliyy”: Çok yüce.

38-”El-Kebir”: Pek büyük.

39-”El-Hafız”: Yapılan işleri bütün tavsilatıyla hıfzeden,her şeyi afad ve beladan koruyan.

40-”El-Mukit”: Bilen,tayin eden.Her yaradılmışın rızkını veren.

41-”El-Hasib”: Herkesin hayatı boyunca yaptıklarının bütün teferruatıyla hesabını iyi bilen.

Mahlukatına kafi olan.

42-”El-Celil”: Azamet sahibi olan,ululuk sahibi olan.

43-”El-Kerim”: Çok ikram ediçi,kerimi olan.

44-”El-Rakib”: Bütün varlıklar ve bütün işler murakabesi altında bulunan.

45-”El-Mucid”: Kendine yalvaranların isteklerini veren,duaları kabul eden.

46-”El-Vasi”: Lütfu bol olan.

47-”El-Hakim”: Emirleri,kelamı ve bütün işleri hikmetli,hikmet sahibi olan.

48-”El-Vehud”: İyi kullarını seven,rızasına indiren ve sevilmeye layık olan.

49-”El-Mecid”: Şanı,şerefi çok üstün olan.

50-”El-Bais”: Ölüleri dirilten ,kabirlerden çıkaran.

51-”El-Şehid”: Her zaman ve her yerde hazır ve nazır olan.

52-”El-Hakk”: Vacib’ul vücut olan,varlıgı hiç degişmeden duran.

53-”El-Vekil”: Tevekkül sahiplerinin işini düzeltip onlardan daha iyi temin eden.

54-”El-Kaviyy”: Pek kuvvetli.

55-”El-Metin”: Pek güclü.

56-”El-Veliyy”: Seckin kullarının dostu.

57-”El-Hamid”: Ancak kendine hamd edilen,bütün varlığın diliyle övülen.

58-”El-Muhsin”: Namütanahi de olsa,bir bir herşeyin sayısını bilen.

59-”El-Mubdi”: Mahlukatı maddesiz ve örneksiz olarak baştan yaratan.

60-”El-Muid”: Yaradılmışları yok ettikten sonra tekrar yaratan.

61-”El-Muhyi”: İhya eden,dirilten,can bağışlayan,saglık veren.

62-”El-Mümit”: Canlı,bir mahlukatın ölümünü yaratan,öldüren.

63-”El-Hayy”: Diri,tam ve mükemmel manasıyla hayat sahibi.

64-”El-Kayyum”:Yarattıklarının işini çeviren her işleneni bilen,evveli olmayan.

65-”El-Vacid”.istediğini,istediği vakit bulan.

66-”El-Macid”.Kadri ve şanı büyük,kerem ve müsemahası bol.

67-”El-Vahid”:Tek.Zatında,sıfatlarında,isimlerinde,efailinde ortağı ve benzeri olmayan.

68-”El-Samed”:Her şey O na muhtac,fakat O hiç birşeye muhtac degil.

69-”El-Kadir”:istediğini,istediği gibi yaratmaya muktedir olan.

70-”El-Mukdedir”:kuvvet ve kudret sahipleri üzerinde dilediği gibi tasarruf eden.

71-”El-Mukaddim”:İstediğini öne getiren,öne alan.

72-”El-Muahhir”.İstediğini geri koyan,arkaya bırakan.

73-”El-Evvel”:Her şeyden önce var olan.

74-”El-Ahir”:Her şey helek olduktan sonra geri kalan.

75-”El-Zahir”:Varlığı sayısız delillerle açık olan.

76-”El-Batın”:Akılların idrak edemeyecegi yüce azabı gizli olan.

77-”El-Vali”:Bu muazzam kainatı ve bütün hadisatı tek başina idare eden.

78-”El-Müteali”:Aklın mümkün gördüğü her şeyden,her halden pek yüce olan.

79-”El-Berr”:Kullarına iyilik ve ihsanı,nimetleri bol olan.

80-”El-Tevvab”:Tevbeleri kabul edip günahları bağışlayan.

81-”El-Muntekım”.Günahkarlara,adaletiyle,müstahak oldukları cezayı veren.

82-”El-Afüvv”.Affeden,magfiret eden.

83-”El-Rauf”:Merhamet edici.pek şefkatli.

84-”Malik’ül-Mülk”:Mülkün ebedi ezeli sahibi.

85-”Zülcelali ve’l-İkram”:Hem azamet sahibi,hem fazlu kerem sahibi.

86-”El-Muksit”:Hükmünde ve ef alinde adaletli olan.

87-”El-Cami”:İstediğini istedigi zaman istediği yerde toplayan.

88-”El-Ganiyy”:Çok zengin,hiç birşeye muhtac olmayan.

89-”El-Mugni”: Diledigine zenginlik veren müstagni kılan.

90-”El-Mani”:Bazı şeylerin meydana gelmesine müsade etmeyen,engelleyen.

91-”El-Darr”:Elem ve zarar verecek şeyleri yaratan,hüsrana ugratan.

92-”El-Nafi”:Hayır ve menfaat verecek şeyleri yaratan,faydalandıran.

93-”El-Nur”:Alemleri nurlandıran,diledigine nur eden,nur olan.

94-”El-Hadi”:Hidayete kavuşturan,kulunu hayırla muvaffak kılan.

95-”El-Bedi”:Örneksiz,misalsiz,acaip ve hayret verici alemler yaratan.

96-”El-Baki”:Varlıgının sonu bulunmayan,ebedi olan.

97-”El-Varis”:Varlığı devam eden,servetlerin hakiki sahibi.

98-”El-Raşit”:Bütün alemleri dosdogru bir nizam ve hikmetle akıbetine ulaştıran.

99-”Es-Sabur”:Çok sabırlı olan,isyankarlardan acele intikam almayan.

Kalpte Allah Sevgisi ve korkusu dengesi

Kalpte Allah Sevgisi ve korkusu dengesi

İslâma göre, kul, Allah’ı hem sevmeli hem de Ondan korkmalıdır.

Cenab-ı Hakk, insan ruhunda korku ve sevgi denilen iki mühim his yaratmıştır. İnsan bu hisleri yaratılış gayesine uygun kullandığı takdirde dünya ve ahiret saadetine nail olur. Cenab-ı Hakk’ın Cemal ve Rahmeti muhabbeti icap ettiği gibi, Celal ve Azameti de korkuyu iktiza eder.

Kul, Cenab-ı Hakk’ı sevmekle rahmetine mazhar olduğu gibi Ondan korkmakla da azabından kurtulur.

Allah’ı sevmenin ölçüsü emirlerine riayet etmek, korkunun ölçüsü ise yasaklarından sakınmaktır. Bunların her ikisi de insanın saadet ve necatına vesile olurlar. Böylece insan ne Allah’ın rahmetinden ümit keser, ne de azabından emin olur.

İnsan Allah’ı sevmekle kalben tatmin olur ve vicdanen huzur bulur. Muhabbetin en önemli üç kaynağı “kemal, cemal ve ihsandır”. Cenab-ı Hakk’ın bütün sıfatları hem sonsuz kemalde, hem de nihayet derecede güzeldir; ihsan ve keremi ise sonsuzdur. Buna göre, aklen ve vicdanen, insan muhabbetini ancak Allah’a hasretmelidir. Onun yarattığı mahlukatı sevmek ise Onun namına olduğu takdirde Allah katında makbuldür.

İnsan, korku hissini de ancak Allah’a hasretmelidir. Çünkü Allah nihayetsiz celal, azamet ve kudret sahibidir. Öyle ise Allah’tan korkmak da hem aklın, hem de vicdanın gereğidir. Bir insanın kalbinde, Allah korkusu kemaliyle hakim olunca başka türlü korkulara mahal kalmaz. Zira Allah’tan korkan bir adam, hiçbir zaman başkasının hukukuna tecavüz etmez, hiç kimsenin canına, malına namusuna dokunmaz.

Peygamber Efendimiz (a.s.m.) bu konuda şöyle buyururlar: “Hikmetin başı Allah korkusudur.” (El-Münâvî, Feyzü’l-Kadir-3:574)

Toplum hayatının nizam ve ahengi Allah korkusuyla kaimdir ve onunla devam eder. Hak ve hukuk tanımamanın cezası, dünyada zillet ve ahirette İlâhî azaptır.

Mehmet Kırkıncı

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.