KUR’AN EN BÜYÜK MUCİZE

KUR’AN EN BÜYÜK MUCİZE

Aziz Mü’minler!

Kur’an-ı   Kerim,   insanlara   hidayet yollarım göstererek onları dünyada ve ahirette mutluluğa   erdirmek   için   Allah   tarafından gönderilen ilahi kitaplar zincirinin Hatemül Enbiya efendimize 23 senede ayet ayet, sure sure inzal olunan son halkasıdır. Bu kitap, her türlü tahrif ve tağyirden korunmuş, beşeriyetin gerçek saadetini temin edecek hükümleri, meseleleri, kaide ve kuralları ihtiva eden, kutsal kitapların da en efdalı ve sonuncusu olan bir kitaptır.

Kur’an-ı Kerim, hem lafız ve hem de mana itibarı ile muazzam ve ebedi bir mucizedir, O Allah’a ait olan bir vahiy olup, onun edebî inceliklerine, güzel ifadesine ve taşıdığı manalara nihayet yoktur. Bu güne kadar hiç kimse onun en kısa ayetinin veya suresinin bir benzerini getirememiş, ebediyyen de getiremeyecektir. O, semavî bir fesahat ve belagat timsalidir,

Muhterem Mü’minler!

Şüphe yok ki, ilahî bir mucize olan Kur’an, ne lafız, ne de mana itibari ile şiir özelliği taşır. Çünkü şiir tamamıyla insan unsurunun bir ürünüdür. Halbuki Kur’an’ın mübarek lafızları da, manaları da ulvîdir, vahyi sübhaniyyeye müstenittir. Onun üzerinde beşerî hiçbir etki ve katkı yoktur.

Kur’an’ın   kendine   has  üslubunun sağladığı akıcılığı ve etki gücü sebebi ile, Onun inkarcı ilk muhatapları, Hz. Peygamberi şair, Kur’an-ı da şiir diye nitelemeye kalkışınca, Cenab-ı  Hak,  bu  iftira  ve  yakıştırmalara  “Biz Muhammed’e şiir öğretmedik, bu ona yaraşmaz da”[1] ayetiyle cevap vermiş, böylece inzal buyurduğu son kitabı ve onun kutsallığım yok sayan yaklaşımı ve zihniyeti reddetmiştir.

Değerli Mü’minler!

Kur’an  mealleri doğrudan doğruya Kuran olmamakla beraber, onun içerdiği ilahî mesajları belli ölçüde yansıtmaları bakımından kutsallık arz ederler. Kur’an meallerin! insan ürünü oiarak alelade metinlerle bir görmek de yanlış ve tehlikelidir. Çünkü, Kur’an çevrilerinin herhangi bir şiir şeklinde düzenlenerek müzik aletleri eşliğinde, melodik bir biçimde  okunması,    Kur’an-ı kutsallığından soyutlamak, taşıdığı ilahi değeri, takip ettiği yüksek gayeyi gözardı etmek ve onu insan zihninin ürettiği bir ürün konumuna indirmek anlamına gelir ki doğru bir davranış değildir.

Gerçek şu ki, Kur’an’ın orijinal metninin de mealinin de okunması ibadet niteliği taşır. Bu itibarla Kur’an tercümesinin müzik aletleri eşliğinde okunması, ibadetin sahip olduğu huzur ortamını, manevi ve ilahi konumunu zedeler ve sarsar. Ayrıca bu durum, müzik ile ibadetin “bir noktada” özdeşleşmesine ve zamanla müziğin camilere girmesine zemin hazırlar. Bu ise, bütün ilahi ve semavi dinlerde korunması öngörülen beş temel esastan biri olan “Dinin korunması” ilkesini ihlal edeceğinden İslam’ın onaylamadığı bir durumdur.

Aziz Kardeşlerim !

Kur’an tercümesini, saz çalıp türkü söyler gibi okumak, Kur’an’ın kutsallığını zedeler, onun tekliğini ve eşsiz oluş özelliğini yok eder ve onu insanoğlu tarafından yazılmış diğer kitaplarla aynı  konuma düşürür.  Bu  itibarla  Kur’an tercümesinin bestelenerek herhangi bir enstrüman eşliğinde, şarkı, beste, veya türkü söyler gibi okunması  dinen  caiz  değildir.  Böyle  bir uygulamaya girişilmesi islamî ve ilmî gerçeklere aykırı olduğu gibi, geniş halk kitlelerinin huzurunun bozulmasına ve gereksiz tartışmalara sebep olacağından böyle bir uygulama doğrudan doğruya Kur’an-ı tezyif etmek, onu eğlenceye almak ve küçümsemek demektir. Halbuki Allah “Şüphesiz bu Kur’an, hak ile batılı ayıran bir sözdür. O bir eğlence ve boş söz değildir.”[2] buyurarak Kur’an-a karşı takınılacak bu tür tavırları kesinlikle yasaklamıştır.

Öyle ise bütün insanları vahdete, kardeşliğe, birlik ve beraberliğe davet eden bu Kur’an’ın ayniyetini ve hikmet dolu hükümlerini olduğu  gibi   muhafazaya   çalışmak,   bütün muhteviyatına tamamen riayet etmek, tüm insanlık için en kutsal bir görevdir.

——————————————————————————–

[1] Yasin 69
[2] Tarık 13-14

KUR’AN-I KERİM’DEN ÖĞÜTLER-2

KUR’AN-I KERİM’DEN ÖĞÜTLER-2

Aziz Mü’minler!

Bize, küfür, zulüm, kibir, yalan, riya, iftira ve kin yerine imanı, adaleti, tevazuu doğru sözü, mertliği, sevgiyi ve affı emreden, dünya ve ahiret saadetine kavuşmanın çalışma ve güzel amellerle olacağını öğreten yüce kitabımız Kur’an-ı Kerimde Ankebüt Suresinin 46.ayetinden 56.ayetine kadar şöyle buyuruluyor:

“İçlerinden zulmedenleri bir yana, ehl-i kitapla ancak en güzel yoldan mücadele edin ve deyin ki: Bize indirilene de, size indirilene de iman ettik. Bizim ilahımız da sizin ilahınız da birdir ve biz O’na teslim olmuşuzdur.
Resulüm! İşte böylece sana önceki kitapları tasdik eden bu Kitab’ı indirdik. Onun için, kendilerine kitap verdiklerimiz ona iman ediyorlar. Diğerlerinden de ona iman eden nice kimseler vardır. Ayetlerimizi, ancak kafirler bile bile inkar eder.
Sen bundan önce ne bir yazı okur, ne de elinle onu yazardın. Öyle olsaydı, batıla uyanlar kuşku duyarlardı.
Hayır, o Kur’an, kendilerine ilim verilenlerin sînelerinde yer eden apaçık ayetlerdir. Ayetlerimizi, ancak zalimler bile bile inkar eder.
“Ona Rabbinden başkaca mucizeler indirilmeli değil miydi?” derler. Mucizeler ancak Allah’ın katındadır. Ben ise sadece apaçık bir uyarıcıyım.
Kendilerine okunmakta olan Kitab’ı sana indirmemiz onlara yetmemiş mi? Elbette iman eden bir kavim için onda rahmet ve ibret vardır.
De ki: Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter. O, göklerde ve yerde ne varsa bilir. Batıla inanıp Allah’ı inkar edenler var ya, işte ziyana uğrayacaklar onlardır.
Senden, azabı çarçabuk getirmeni istiyorlar. Eğer önceden tayin edilmiş bir vade olmasaydı, azap elbette onlara gelip çatmıştı. Fakat onlar farkında değilken, o ansızın kendilerine geliverecektir.
Evet senden azabı çarçabuk getirmeni istiyorlar. Hiç şüpheleri olmasın, cehennem kafirleri çepeçevre kuşatacaktır.
O günde azap, onları hem üstlerinden hem ayaklarının altından saracak ve Allah onlara:
“Yaptıklarınızın cezasını tadın!” diyecektir.
Ey iman eden kullarım! Şüphesiz, benim arzım geniştir. O halde nerede güven içinde olacaksanız orada yalnız bana kulluk edin.”
Ankebüt Süresi Ayet 46, 56.

KUR’AN-I KERİM’DEN ÖĞÜTLER-1

KUR’AN-I KERİM’DEN ÖĞÜTLER-1

Muhterem Mü’minler!

İnsanı yaratan Cenab-ı Hak, Kur’an-ı Kerimi de insanlar için indirmiştir. Hiç şüphe yoktur ki Kuran bir rehberdir, yol göstericidir. İnsanlığa doğru yolu göstermek için nazil olmuştur. Bu sebeple, sözlerin en hayırlısı Allah kelamı olan Kur’andır. Onun için bugün ki hutbemizde yalnız Kur’an-ı dinleyeceğiz:

“Esirgeyen ve bağışlayan Allah’ın adıyla.
-Hamd övme ve övülme, alemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.
-O esirgeyen ve bağışlayandır.
-Ceza gününün malikidir.
-Rabbimiz! Ancak sana kulluk ederiz ve yalnız senden medet umarız.
-Bize doğru yolu göster.
-Kendilerine lütuf ve ikramda bulunduğun kimselerin yolunu; gazaba uğramışların ve sapmışların yolunu değil!” (Fatiha Suresi Ayet. 1-7)
“Elif. Lam. Mîm.
-O kitap Kur’an; onda asla şüphe yoktur. O, müttakîler sakınanlar ve arınmak isteyenler için bir yol göstericidir.
Onlar gayba inanırlar, namazı kılarlar, kendîlerine verdiğimiz mallardan Allah yolunda harcarlar.
-Yine onlar, sana indirilene ve senden önce indirilene iman ederler; ahiret gününe de kesinkes inanırlar.
-İşte onlar, Rablerinden gelen bir hidayet üzeredirler ve kurtuluşa erenler de ancak onlardır.
-Gerçek şu ki, kafir olanları azap ile korkutsan da korkutmasan da onlar için birdir; iman etmezler.
-Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Onların gözlerine de bir çeşit perde gerilmiştir ve onlar için dünya ve ahirette büyük bir azap vardır.

-İnsanlardan bazıları da vardır ki, inanmadıkları halde “Allah’a ve ahiret gününe inandık” derler.
-Onlar kendi akıllarınca güya Allah’ı ve mü’minleri aldatırlar. Halbuki onlar ancak kendilerini aldatırlar ve bunun farkında değillerdir.
-Onların kalplerinde bir hastalık vardır. Allah da onların hastalığını çoğaltmıştır. Söylemekte oldukları yalanlar sebebiyle de onlar için elîm bir azap vardır.
-Onlara; Yeryüzünde fesat çıkarmayın, denildiği zaman, “Biz ancak ıslah edicileriz.” derler.
-Şunu bilin ki, onlar bozguncuların ta kendileridir, lakin anlamazlar.
-Onlara: insanların iman ettiği gibi siz de iman edin, denildiği vakit “Biz hiç, sefihlerin akılsız ve ahmak kişilerin iman ettikleri gibi iman eder miyiz” derler. Biliniz ki, sefihler ancak kendileridir, fakat bunu bilmezler veya bilmezlikten gelirler,
-Bu münafıklar mü’minlerle karşılaştıkları vakit “Biz de iman ettik” derler. Kendilerini saptıran şeytanları ila başbaşa kaldıklarında ise: Biz sizinle beraberiz, biz onlarla mü’minlerle sadece alay ediyoruz, derler.
-Gerçekte, Allah onlarla istihza alay eder de azgınlıklarında onlara fırsat verir, bu yüzden onlar bir müddet başıboş dolaşırlar.
-İşte onlar, hidayete karşılık dalaleti satın alanlardır. Ancak onların bu ticareti kazançlı olmamış ve kendileri de doğru yola girememişlerdir. (Bakara Suresi Ayet. 1-16)

KUR’AN VE SÜNNET BÜTÜNLÜĞÜ

KUR’AN VE SÜNNET BÜTÜNLÜĞÜ

Muhterem Mü’minler!

Din, Yüce Allah tarafından Peygamberlere vahiy yoluyla gönderilen ve insanları hem bu dünyada hem de ahiret hayatında mutluluğa eriştirecek emir ve yasaklar manzumesidir. Peygamberler ise, Allah’ın kulları arasından seçtiği ideal anlamda örnek insanlardır. Yüce Allah’ın ilahi kitaplarda emrettiği ve kullarından yapmalarını istediği ibadetler, Peygamberlerin hayatında sembolleşmiş, güzel birer örnek halini almıştır. Allah’ın sevdiği bir kul nasıl olabilirim diye düşünenler, Allah’ın kendilerinden razı olduğu Peygamberleri, kendilerine örnek alarak bu arzularına kavuşabilirler. Kur’an-ı Kerim de:

“Andolsun, Alah’ın Resulünde sizin için, Allah’ı ve ahireti arzu eden ve Allah’ı çok anan kimseler için uyulacak en güzel bir örnek vardır.”[1] buyurulmuştur.

Muhterem Müslümanlar!

İslam Dini’nin iki ana kaynağı vardır ki, bunlar: Kur’an ve sünnettir. Kur’an’da emredilenlerin ibadet halinde tezahürü ancak Hz. Peygamberin Kur’an’ı anlaması, yorumlaması ve uygulamasıyla ortaya çıkmıştır. Nitekim Yüce Rabbimiz Nahl Suresinin 44. ayetinde:
“İnsanlara, kendilerine indirilenleri açıklamak için ve düşünüp anlasınlar diye sana da bu Kur’an’ı indirdik.” Nisa Suresinin 59. ayetinde de: “Herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düştüğünüzde; eğer gerçekten Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız onu Allah’a ve Resulüne götürün. İşte bu daha iyi ve sonuç bakımından daha güzeldir.” buyurulmaktadır. Ayetlerde meselelere çözüm ararken Kur’an’a ve sünnete müracaat etmemiz istenmekte, Kur’an’ı anlama ve uygulama konusunda Hz. Peygamberin en büyük rehber olduğu vurgulanmaktadır.

Aziz Müslümanlar!

Kur’an’ı anlamada ve ibadetleri uygulamada Hz. Peygamberin olmazsa olmaz diyebileceğimiz bir mevkii vardır. Hz. Peygamber olmaksızın, Kurban ayetlerinin gönderiliş sebeplerini ve hangi manaları ihtiva ettiğini anlamamız; hayatımızda son derece büyük önemi haiz olan ibadetlerin yapılış şekillerini bilebilmemiz mümkün değildir. Yüce Allah, Hz. Peygamberin dindeki bu önemli yerini, Kur’an’ı Kerim de kendisi tayin etmiştir, Yani Hz. Peygamberi sevmek, ona inanmak, ona itaat etmek, onun getirdiklerini almak, yasaklarından kaçınmak, hepsi Allah’ın emridir. Kur’an’ı Kerim de “… Peygamber size ne verdiyse onu alın, size ne yasakladıysa ondan da sakının.”[2] buyurulmuş: Başka bir ayette de “O kötü arzularına göre konuşmaz. O’nun konuşması, kendisine vahyedilenden başkası değildir.”[3] buyuralarak Hz. Peygamberin sözlerinin ve davranışlarının bizler için ne derece önemli olduğu vurgulanmıştır.

O halde Aziz Mü’minler!

Hz. Peygamberin dindeki yerini bilmemek ve dikkate almamak, Yüce Allah’a ve Kur’an’a muhalefet etmek demektir. Çünkü Hz. Peygamber, yetkisini Kur’an’dan almaktadır. Bütün bunlara ilaveten, din samimiyet ve sadakat ister. O, başta kalp olmak üzere, bütün azaların huzur bulduğu bir müessesedir. Bu huzurun ve manevi atmosferin sağlanması ve devamı, ancak, Allah’a ve Resulüne inanmak ve onları sevmekle mümkündür, inancımızı, sadakatimiz bozacak her türlü şüpheden uzak durmamız gerekmektedir. Kısaca ifade etmek gerekirse dinimizi, Hz. Peygamberin bizlere emanet olarak bıraktığı asli kaynaklardan yani Kur’an’dan ve sünnet’den okuyarak öğrenmemiz gerekmektedir. Çünkü yeterli bilgiye sahip olmazsak, ortalıkta dolaşan, kimi zaman da aslı esası olmayan, sünneti hafife alan sözler, bizin inancımızı zedeleyebilir. İbadetlerimizi samimiyetimizi ve sadakatimizi gölgeleyebilir.

Hutbemi Sebe’ Suresinin 28. ayetinin mealiyle bitiriyorum: “Biz seni bütün insanlara ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik; fakat insanların çoğu bunu bilmezler.”

——————————————————————————–

[1] Ahzab,21
[2] Haşr,7
[3] Necm, 3-4

MÜSLÜMAN KUR’ANI OKUYUP ANLAMALIDIR

MÜSLÜMAN KUR’ANI OKUYUP ANLAMALIDIR

Aziz Mü’minler!

Kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim, bir hayat rehberi, bir ahlak kaideleri manzumesidir. Her sahada yol gösterici olarak, dünya ve ahiretimizin huzurlu geçmesinin anahtarını veren eşsiz bir kitaptır. Bu sebeple Kur’an-ı Kerimi okuyup, onun muhtevasını öğrenmek, her müslüman için gereklidir. Kur’an-ı okumak bir ibadet, hatta açıp yüzüne bakmak sevaptır. Bunun böyle oluşu onu okumaya ve anlamaya teşvik içindir. Çünkü Kur’an içinde bulunan emirlere ve yasaklara uymaları ve müslümanların hayatlarını, ona göre tanzim etmeleri için gönderilmiştir. Cenab-ı Hak Bakara suresinin ikinci ayetinde, Kur’an-ı Kerimin, sakınanlar için bir hidayet rehberi olduğunu bildirmiştir. Hz. Peygamber de, Kur’an-ı Kerimden bir şeyler olsun öğrenmemiş olanları harap bir binaya benzetmiştir. Şimdi hatıra gelebilir ki, Kur’an-ı Kerim Arapça, okusak da anlamıyoruz. Hemen söyleyelim, dilimizde tercümeleri ve tefsirleri bulunmaktadır. Bunların sağlıklı yapılanlarını okuyarak, onun içindekileri rahatlıkla ve kolayca öğrenebiliriz.

Aziz Cemaat!

Kur’an-ı Kerimi okuyup anlamalıyız. Çünkü o her şeyden önce insanı, kendi eliyle müslümanlar için bir mü~de olmak üzere yaptığı putlara tapınma küçüklüğünden kurtarmıştır. Ayrıca, insanları kainatın gerçek ve tek yaratıcısı yüce Allah’a kul olarak ibadet etme şuur ve şerefine kavuşturmuştur. Kutsal kitabımız, her asrın kitabı olarak gönderildiğinden, içindeki bilgilerde her sahayı kuşatacak vasıftadır. O en iptidai insandan en kültürlü fikir adamlarına, en dindar kimseden, dini hayattan uzak olanlara, zenginler kadar fakirlere de hitap ettiğinden, her kesimden insanları ilgilendiren esasları içinde bulundurmaktadır.

Kur’an-ı Kerim okununca görülecektir ki, o, yalnız inanç ve ibadetlere ait bir kitap değildir. O, dünya hayatımızın da her sahasında bize yol göstericidir. O bütün muhataplarına hitap bir kitaptır.

Çalışkanlığı methedip tembelliği yeren, zulmü kaldırıp, merhameti teşvik eden, büyüklere hürmeti, küçüklere şefkati vazife, yapan, düşüncesizliği hiçe sayıp, akla gerekli mertebeyi veren, yine Kur’an-ı Kerimdir.

O, ruhlara şifa verendir, bunalan insanları sıkıntılardan kurtarandır. Onunla fertler ve cemiyetler huzur ve güven bulmuş, onun getirdiği prensiplerle medeniyetler kurulmuş, onunla karanlıklar aydınlığa kavuşmuştur. Onun içindir ki Kur’an-ı Kerim okunmalı ve anlaşılmalıdır. Onu tam ve doğru olarak anlamaya çalışmak her müslüman için önde gelen bir görev olmalıdır.

Muhterem Müslümanlar!

Okulların tatil olduğu şu mevsimde çocuklarımıza Kur’an-ı Kerim okumayı öğretmeye gayret edelim. Bunun ihmalinin, ana ve babalar için büyük bir vebal olduğunu da unutmayalım. Hz. Peygamberin şu: hadisi şerifleri, inananlar için talimat olmalıdır, “Çocuklarınıza Peygamber sevgisini, ehl-i beyt sevgisini ve Kur’an okuma sevgisi güçlü bir şekilde aşılayıp gönüllerine ve kafalarına yerleştiriniz.”[1]

Cenab-ı Hak da Kur’an-ı Kerim de bizlere şöyle hitap ediyor.

“Gerçekten bu Kur’an insanları öyle bir yola doğrultup götürür ki, o en adil ve en doğru yoldur.”[2]

“Sana bu kitabı her şeyin apaçık bir beyanı, bir hidayet, bir rahmet ve müslümanlar için bir müjde olmak üzere peyderpey indirdik.”[3]

“Ey insanlar! Size Rabbinizden bir öğüt, gönüllerde olan dertlere bir şifa, mü’minler için bir hidayet ve rahmet gelmiştir.”[4]

“Kur’an-ı Kerime sarılınız ve ayrılığa düşmeyiniz”[5]

Son söz kainat Peygamberinin olsun:

“Kur’an okuyunuz. Zira o, kıyamet gününde, okuyucularına şefaat edecektir.”[6]

——————————————————————————–

[1] Fethul Kebir 1/59
[2] İsra-9
[3] Nahl-89
[4] Yunus-51
[5] Al-i İmran-5
[6] Fethul Kebir 1/217

Amerikalı kız oruçtan etkilendi Müslüman oldu

İki yıl önce arkadaşlık ettiği Taha’nın Ramazan’da oruç tutmasından etkilenen Ashley Müslüman oldu.

ABD’nin Kaliforniya eyaletindeki Murrieta şehrinde yaşayan 19 yaşındaki Ashley Mountasir, Haziran’da Müslüman oldu ve ilk orucunu içinde bulunduğumuz Ramazan’ın ilk günü tuttu.

İslam dinine ilk kez iki yıı önce yine bir Ramazan ayında Müslüman erkek arkadaşı Taha’nın oruç tutmasını izleyerek ilgi duyduğunu belirten Ashley, önceleri Katolik olduğunu söyledi.

Taha ile evlendikten sonra kendi isteği ile Müslüman olan Ashley, şimdi kocası ile birlikte Ramazan oruçlarını tutuyor. 16 saat olmasına rağmen oruç tutmanın zor olmadığını belirten Ashley, “Vücudum bana aç değilim diyor. Vücudumun hiç bir şeye ihtiyacı yok. Allah için oruç tutuyorum.” dedi.

Ashley Mountasir, Temecula Vadisi’ndeki İslam Merkezi’nde Pazar gecesi yapılan ibadetlere katılan yeni Müslüman olanlardan biri. Ramazan Pazar akşamı başladı. Pazar gecesi İslam Merkezi’nde iki kişi daha Müslüman oldu.

The Press-Enterprise’ın haberine göre, Ashley Mountasir, iki yıl önce arkadaşları vesilesi ile tanıştığında Taha’nın Müslüman olduğunu bilmiyordu. Neden oruç tuttuğunu sorduğunda Müslüman olduğunu öğrendi. Ashley ise Katolik fakat kiliseye çok az gitmiş.

Ashley, 23 yaşındaki Taha ve annesi Nefisse Larson’a bir çok soru sordu. Öncelikle Ramazan ve daha sonra genel olarak İslam hakkında sorular sordu. Öğrendikçe daha çok soru sormaya devam etti. Sık sık camide namaz kılmaya başladığını söyleyen Ashley, “Camiye her geldiğimde, içimde bir huzur duyuyordum. Mutlu oluyordum. Ancak ne zaman kiliseye gitsem, kendimi gergin hissediyordum.” dedi.

Haziran’da Müslüman olan Ashley Mountasir, Taha ile Eylül’de evlendi. Müslüman olması için kocası baskı yapmadı. İslam dininde Müslüman olmanın çok sadece olduğunu söyleyen Ashley, “Kendimi hiç Allah’a bu kadar yakın hissetmemiştim. Kendimi korunmuş gibi hissettim. Sanki biri beni hep izliyor.

Anne ve babasına evlendiğini ve Müslüman olduğunu bilmediklerini söyleyen Ashley, anne ve babasının Taha’yı beğendiklerini ve kendisinin bir Müslüman ile arkadaşlık yapmasına karşı çıkmadıklarını söyledi. Ancak Müslüman olduğunu söylediğinde nasıl bir tepki vereceklerinden endişe ediyor.

IRAK’TA EZAN SESLERİNDEN ETKİLENDİ

Mountasir, camide bir kaç düzine kadın ve kızla birlikte namaz kılıyor. Caminin ön tarafında ise 100′den fazla erkek namaz kılıyor.

Camide iki kişinin İslam dinine geçmek istediklerini söyleyen Ashley, bunun üzerine caminin imamı Mahmud Harmoush’un iki kişiye kelime-i şehadeti Arapça sonra İngilizce tekrar ettirdiğini belirtti. Müslüman olan iki kişiden biri olan Alex Ruval, 2003 ve 2004′te Amerikan askeri olarak Irak’ta bulunduğu sırada İslam’a ilgi duymuş.

Alex Ruval, Irak’ta bulunduğu sırada camilerden gelen ezan sesinden etkilendiğini belirterek “Ezan sesleri içimi ısıtıyordu. İnsanları nasıl bir araya getirebildiğini görebiliyordum.” dedi.

Dünya Bülteni / Haber Merkezi

Genç Benjamin Müslüman oldu

Alman genci Benjamin, özellikle Türk toplumundaki aile ve insani ilişkilerle haklara verilen önem sebebiyle Müslüman olmaya karar vererek, İslamiyet ile şereflendi. Bünyamin ismini aldı.

Kâmil Yılmaz

LUDWİGSHAFEN – Yüce dinimiz İslam`ı seçen Alman gençlerinin sayısı her geçen gün artmaya devam ediyor. Son olarak Ludwigshafen`in Oggersheim semtinde ikamet eden Benjamin Kraemer aldı Alman genci İslam`ı seçerek, hidayete erenler kervanına katıldı.
Ludwigshafen Türk-İslam Birliği Mevlana Camii`ne Türk arkadaşı ve aynı zamanda komsusu Tuncay Çelik ile birlikte gelen Alman genci, kılınan cuma namazının ardından Ludwigshafen din görevlisi Şevket Boyrat`ın huzurunda Kelime-i Şahadet getirerek Müslümanlıkla şereflendi. Benjamin Kraemer isimli Alman genci din görevlisi Şevket Boyrat`tan cami ve İslam dini hakkında bilgiler aldı. Niçin Müslüman olmak istediği yönünde bir açıklama yapan Benjamin, Çocukluğumdan beri Türklerden arkadaşlarım oldu. Okulda öğrenci arkadaşlarım oldu. Türk ailelerle komşuluklarımız oldu. Müslüman Türlerin aile yapıları, eşler arasındaki sadakat, anne, baba ve çocuk ilişkileri, akrabalar ve dostlar arasındaki dayanışma ve yardımlaşma, kendi dinlerinde olmasa da diğer din mensuplarına gösterdikleri sevgi, saygı ve muhabbet, benim İslam dinini araştırmama sebep olmuştur dedi.

Temel esaslar
Benjamin ayrıca İslam dininin temizlik dini olması, insana çok değer vermesi, insan sağılığına verdiği önem dolayısıyla alkol içmek ve domuz etinin yasak edilmiş olması, insan hayatına önem vermesi ve bu nedenle şiddet ve terörün yasak olması benim dikkatimi çeken en önemli hususlar olmuştur diye konuştu.
Din görevlisi Şevket Boyrat ise, dinimizde hiç kimseye Müslüman olması için baskı ve zorlama yapılmadığını belirterek, zorlama ve baskı yapıldığı takdirde o imanın Allah katında makbul olmadığını vurguladı. Benjamin Kraemer ise, Ben kararımı verdim. Müslüman olmak ve sünnet olmak istiyorum, ayrıca ismimi değiştirmek istiyorum ve aynı zamanda şehadet belgesi de almak istiyorum dedi.
Bu konuşmalar sonunda Ludwigshafen din görevlisi Şevket Boyrat`ın rehberliğinde Benjamin Kraemer Kelime-i Şahadet getirerek Müslüman oldu. Yapılan merasimde Türk arkadaşı Tuncay Çelik ve dernek üyelerinde Şahin Ilıca da hazır bulundu. Din görevlisi Şevket Boyrat, Müslüman olan gence Almanca Kur`an-ı Kerim ve ibadet rehberi hediye ederek, bundan sonra ne yapması gerektiği konusunda tavsiyelerde bulunarak tebrik etti. Benjamin Kraemer kendisine gösterilen ilgiye teşekkür etti ve Şu andan itibaren ismimi Bünyamin olarak değiştiriyorum ve bundan böyle sizlerle sürekli diyalog içinde olmak istiyorum şeklinde konuştu.

Post Gazetesi

Nihat Hatipoğlu: Oruç tutmayan da beni izleyecek

Herkesin benden bir şey öğrenmesini, doğrularını netleştirmesini, yanlışları varsa düzeltmesini istiyorum. ‘Hocam sen benim önderimsin’ diyen bir kişinin bile çıkmasını istemiyorum” diyen Nihat Hatipoğlu: Oruç tutmayan da beni izleyecek

Oruç tutmayan da beni izleyecek
KÜBRA VE BÜŞRA İLE İKİDE BİR
O bir anlatıcı. On yılıdır televizyonlardan insanlara Peygamberimiz Hz.Muhammed’i ve İslam dinini, din için anlatıyor. Televizyon programları rayting rekorları kırıyor. Peki neden? Anlattığı şeylerden mi yoksa anlatma biçiminden mi bu kadar izleniyor? O buna “Samimiyet” diyor ve ekliyor“ Kafama silah dayasalar inanmadığım hiçbir şeyi söylemem.” Sanat camiası ve medya onu takip ediyor. Kim mi o? “Herkes benden etkilensin ama adım kullanılmasın”diyor. Ben de etkilenen biri olarak adını kullanmıyorum Kübra

İslam dinini en ince ayrıntısına kadar doğru anlatmak. Daha derin bir ifedeyle ve kendi deyişiyle ‘tebliğ’ etmek Nihat Hatipoğlu’nun yaptığı. Biri böyle büyük bir sorumluluğu üstleniyor ve çevresine yüzlerce insan topluyorsa insanın aklına ‘hikmet bunun neresinde’ sorusu geliyor. Çünkü bu alanda ‘anlatıcı’ belki çoktur ama ‘doğru ve güzel’ anlatıcı pek azdır. Ama gördük ki güzel olanı güzelce anlatılyor. Zihnimizde oluşan soru çengellerinin cevaplarını bulmaya çalıştık. İşte size ruhları doyuran bir sahur yemeği. Afiyet olsun. Büşra

* * *

Kaç yıldır program yapıyorsunuz?

Yaklaşık on yıldır televizyon programı yapıyorum. Ama onun öncesinde de radyocuydum.

Anlatıcısınız. Maneviyat boyutu olsa da sonuçta bu bir iş. Hangi taraf daha ağır basıyor. İş mi, maneviyat mı?

Siz bir işe yalnızca maddiyatla bakarsanız sizin için iş olmaktan öteye gitmez. Ama ben bu şekilde bakmıyorum. Hayat tarzım, endişelerim, hassasiyetlerim oldukça farklı. Sonuçta bir mesajı iletmeye çalışıyoruz. Bizim için önemli olan iletirken hassasiyetlerimizin ne olduğu. Bu noktada işin maddiyat kısmı bizim için önemli değildir. Her emek sarf eden mutlaka karşılığını alacaktır. Ama önemli olan İslam’ı anlatıp bunu hayata aktaran kişilerin hedeflerinin ne olduğu.

Hedef ne peki?

İnsan kazanmak ve daha çok insana bir şey iletebilmek. Bunun maddi bir karşılığının olması mümkün değildir ki. Trilyonlar versinler yaptığınız ‘şer’ bir iş olsa bunun hiç bir anlamı yok. Önemli olan vicdanınızın rahat olması. Mesela; size bir dünya verseler ve inanmadığınız şeyleri anlatın deseler o dünyaya bakmazsınız bile. Çünkü inancınız ve imanınız ile çelişiyor. Ben dinin doğru anlatılmasını ve iletilmesini istiyorum. Çok konuşulmasını değil doğru şeylerin konuşulmasını sağlamak.

Çok izlenen bir isim olmak… Bunun siz de karşılığı nedir?

“Doğru olanı ileten bir hoca” olmak benim için çok şey ifade ediyor. İnsanlara birlik ve beraberliği aşılayan biri olmak benim ilk tercihimdir.

Bu yüzden mi anlatıcı oldunuz?

Elbette. Benim televizyon programlarım ertesi gün internette de yayımlanıyor. İnsanlar bunu çoğaltıyorlar, menfaat sağlayan da oluyor ama onu alıp dinleyip, öğrenmek isteyen de. Ben bir çok korsan kasetime, kitabıma imza attım. Ama sorgulamadım.

KORSAN CD’LERİMİ İMZALIYORUM

Neden?

Korsan yayıncılığın yanında değilim ve tamamen karşıyım. Ama benim durumum daha farklı, bir kişi bile programımı izliyor ya da kitabımı okuyup etkileniyorsa bu çok olumlu birşeydir. Bu yüzden önüme korsan CD geldiğinde “niye getirdiniz?” diye sormam. Bir insana fayda sağlayacaksa imzalarım. Benim CD’lerimi çoğaltıp benden helallik isteyen yüzlerce insan olmuştur. Hiçbirine “Helal etmiyorum” demedim. Hatta bundan dolayıda CD’lerimi çıkartan firmayla da sorun yaşadım.

Doğal…

Serzenişte bulunmışlardır. Çünkü ben bunları radyoda da söylüyorum. Lütfen bunları çoğaltın ve dağıtın diyorum.

Dersinize iyi çalışıyor musunuz?

Tabi. Mesela; Umreye gittim ve dört günüm kitapçılar da geçti. Kendinizi yenilemek zorundasınız ve yeni çıkan kitapları takip etmeniz gerekiyor. Siz anlattıklarınıza aşık olmalısınız ve dahası bunu birebir yaşamanız gerekir. Onu özümseyemezseniz iki saat o kadar konuyu anlatmanız mümkün değil. Öyle olursa ne size bakan birşey anlar ne de siz izleyenlerden birşey anlarsınız. Bu sayede konferansa gittiğimde, onbin kişilik salona yirmi bin kişi geliyor.

Sizce niye geliyorlar?

İyi şeyler hissetikleri için. Çünkü işlerini bırakıp geliyorlar.

Anlatıcı olmak ağır yük ve büyük bir sorumluluk. Bu sizi ürkütmüyor mu? Nasıl başa çıkıyorsunuz nefsinizle, kendinizle?

Hayır ürkütmüyor. Ama toplumdan beklentileriniz varsa ürkütür.

Nasıl bir beklenti?

Siyasi bekleti, rant sağlama ve kitleleşme olabilir. Bu tür endişeleriniz varsa olur. Peygambere düşen tebliğdir. Bütün insanlığı o tebliğin davet sahnesi gibi görmektir. Ekranda konuştuğumda şunu biliyorum, dokuz yaşında bir kız, doksan yaşındaki nine işini bırakmış beni izliyor. Peygamberimizle ilgili hangi güzelliği sunabilirim insanlara nasıl ulaşabilirim onu düşünüyorum. Bunu yaparken samimi olduğuma inanıyorum. Başıma silah dayasalar inanmadığım şeyi söyletemezler.

Peki size göre en büyük ödül nedir?

Üç saat önce uçakta giderken, beni gören herkes kardeşini görmüş gibi seviniyor. Mesela; yanıma yaşlı bir kadın geldi. Umreye gidecekmiş benden helallik istiyor. Yirmi gündür benden helallik istemeyi düşünüyormuş ve Allah bizi uçakta karşılaştırdı. Ben de teyzeye “sen bize dua et” dedim. Diğer taraftan ise “Kocam beni hergün dövüyordu. Sizi dinledikten sonra vazgeçti” diyen o kadar çok kadın var ki. İnsanlar sizin için dua ediyor. Bu büyük bir ödül.

Siz bu ilginin sonucunda kendiniz için ne istiyorsunuz?

İmamı Şafi’nin bir sözü vardır. “İsterim ki bütün kainat benden etkilensin ama adımı kullanmasınlar.” Herkesin benden birşey öğrenmesini, doğrularını netleştirmesini, yanlışları varsa düzeltmesini istiyorum. Ama “Hocam sen benim önderimsin” diyen bir kişinin bile çıkmasını istemiyorum. İlim alsınlar ve yanımda olsunlar sadece bunu isterim. “Yarabbi beni dünya ve ahirette korktuklarımdan emin eyle. Ahirette benim hayırlı bildiğim ve senin de hayırlı bildiğin ne varsa nasip et” diyorum.

Peki birgün anlatıcı olmayı planlamış mıydınız?

Hiç öyle bir hesabım olmadı. Ama tabiki şöyle bir hedefim vardı; Her evde peygamberimin adı anılsın isterdim. Yıllar önce Hz. Muhammed’in adını duyduğumda ağlamıştım. Ne güzel peygamberimden bahsediyorlar diye. Bu muhabbet önceden beri vardı.

İSLAM’IN MODASI GEÇMEZ

Sizi diğerlerinden farkınız ne? Anlatış tarzı mı yoksa anlatılanlar mı?

Anlatılanların bereketi olduğunu düşünüyorum. Bu işin benimle ilgili olduğuna da inanmıyorum. Bunun hayat tarzımızla ilgili olduğunu düşünüyorum. Ben hep şunu söylüyorum. Hepimizin günahı var. Ama anlattığım her şeye iman ederek anlatıyorum.

Medya rayting olaylarında çok kuralcı davranmaz. Size programınızın formatı konusunda hiç mi müdehale etmediler?

Hayır. Ben dört yıldır Star’da program yapıyorum. Star yönetimiyle hiçbir zaman böyle bir endişe yaşamadık. Kontrolü hep benim elime bıraktılar. Hiç bir noktasına müdahale etmeyen bir ekiple çalışıyorum.

Rayting aldığı için olabilir mi?

Her zaman rayting almayabilirsiniz. Bu güvenle ilgili. Benim yapıp yapmayacaklarımı bildikleri için böyle. Şunu biliyorlar;”Nihat hoca konuşurken dini din için anlatır.” Bu doğru. Şunu da biliyorlar ki “Hoca siyasi göndermelerde bulunmaz. Ama yanlış yapan politikacı da, din adamı da olsa yanlışı söyler”. Birilerini suçlamak için değil, o yanlışın ortadan kalması için. Bir çocuk belediyenin açtığı bir çukura düşüp öldüğü zaman o gece bütün hissiyatımla konuşmuş ve çok ağır kelimeler sarf etmişimdir. Bir ilahiyatçı yalnış yaptığında da bunu net söylerim.

Peki anlattığınz şeyleri “Ben ne kadar yapabiliyorum” diye sorguluyor musunuz?

Ben bugün sabah namazını kaçırmış olsaydım ve bugünkü programımda namaz konusu olsaydı sabah namazından bahsetmezdim. O gün birinin gıybetini yapmışsam sohbet konusu olarak gıybeti işlemezdim ya da şöyle derdim; “Hepimiz gıybet yapıyoruz Allah bizi affetsin” derdim. Kendimi de o günaha ortak ederdim. Eve döndüğümde başımı yastığa rahat koyarım.

Kendinize ettiğiniz dua nedir?

“Yarabbi! Samimi oldukça beni konuştur, samimiyetimi kaybettiğimde ise elimdeki tüm imkanları al”. Bu duayı yaparken hem insanları hemde kendimi düşünüyorum. Çünkü yalnış bir insanın doğru birşey anlatması uygun değil. İnanmadığım şeyleri söylersem yarın birgün Allah’ın huzuruna nasıl çıkacağım.

Farklı kesimlerden birçok kişiye ulaşıyorsunuz. Kimler izliyor sizi?

Medya ve sanat camiasından, hiç tahmin edemiyeceğiniz insanlar arayıp “Namaza başladım” ya da “İslam dini hakkındaki düşüncelerim” değişti diyenler var. Eğer siz peygamber ve İslamı eksik tanımışsanız bunda hepimizin günahı var. İki kutup oluştu ve insanlar arasında o bağ sağlanamadı. O yüzden birbirine düşman olan kitleler oluştu bu ülkede. Belki de benim anlattıklarım o insanların rahatlamısını sağlamıştır.

O yüzden mi Hürriyet gazetesinde yazıyor kitabınızı Doğan Kitap’tan çıkarıyorsunuz?

Evet. Çünkü daha farklı ve daha fazla kitleye ulaşmış oluyorum. Benim kitaplarım birçok farklı yayın evinden de çıktı. Ama Doğan Kitap’tan çıkması başka bir birliktelik oldu.

Kendinizi konumlandırdığınız yer neresi?

Kur’an’ın Hz. Peygamber’i tanımlayan bir ifadesi de şu; “Sen Allah’ın rahmeti sayesinde onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba ve katı yürekli olsaydın dağılıp giderlerdi.” Peygamberimizin en baskın özelliği budur. İçki içen birisini dövmeye kalktıklarında Peygamber Efendimiz “O Allah ve Resülü’nü sever” diyor. Bunları okudukça bunun dışında bir Müslüman olmam mümkün değil ki. Ben anladığım ve iman ettiğim dini anlatıyorum. Bu din markası geçmez ve zaman aşımına uğramayan bir dindir.

Din anlatılsa da doğru mesaj verilmiyor diyebilirmiyiz?

Benim böyle birşey söylemem mümkün değil. Ama bu benim uslubum ve anlatımımın doğru olduğuna inanıyorum. Herkesin karakteri farklı. Hallacı Mansur ancak Hallac gibi görünebilir. Ondan İmamı Şafi olmasını bekleyemezsiniz. Belki İslam tümünün bir araya gelmiş halidir. İslam; Peygamber Efendimiz’in yaşadığı hayattır.

Ramazan’da üç saat uyuyorum

Ramazan geldi. Bu defa ne anlatacaksınız?

Benim sahurda da iftarda da konuşacaklarım kurgulu değildir. Dualar vardır sadece onları sabit olarak veririz. Bunun dışında bütün anlatımlar doğaçlamadır. Mesela; kabir alemini anlatıyorumdur ama Resullah konusu açıldığında farkında olmadan yarım saat konuşurum.

Siz Ramazan ayında insanlara en çok neyi anlatmak istersiniz?

Ben sadece iftar yapan ve sahura kalkan kardeşlerimize değil, oruçla ramazanla ilgilenmeyen insanlara da anlatıyorum. Programlarım Ramazan’a ve oruca endeksli değildir. Onları ilk günler anlatır ve bitiririm. Ramazanda herkesin arınmaya ihtiyacı var. Ben inanıyorum ki iftar vaktinde hiç oruçla ilgisi olmayan insanlarda beni izleyecek.

Yaptığınız işi ibadet olarak görüyor musunuz?

Tabiki ibadet. Bir Müslümanın kendi dini hakkındaki bir yanlışını eğer değiştirebilirsem bu en büyük ibadettir. Ramazan’da günde üç saat uyuyorum. Ellibeş yaşındayım ve buna tahammül ediyorum. Yaptığım işin mutluluğu bu. Ben izleyenlerimden ve okuyucularımdan yalnızca dua istiyorum.

Yeni Şafak

Cehennemden Allah’a sığınırım

Cehennemden Allah’a sığınırım

Abdullah ibni Ömer (r.a) anlatıyor:

Peygamber Efendimiz zamanında, Sahabeden biri bir rüya gördüğünde mutlaka onu Rasûl-i Ekrem’e anlatırdı. Ben de buna imrenir içimden kendime şöyle derdim:

“Keşke ben de bir rüya görsem ve Resûlullah’a anlatsam.”

GÜNÜN AYETİ
Benim Rabbim çok merhamet eden, sevgisini ve lütfunu esirgemeyendir. (Hud 11/90)
GÜNÜN HADİSİ
İbni Abbas’ın (r.a.) rivayet ettiğine göre Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurur: Kardeşinle münakaşa etme, aşırı bir şekilde şakalaşma, yerine getiremeyeceğin vaadde bulunma. (Tirmizi, Birr: 58)
GÜNÜN DUASI
Uykudan uyandığında şöyle derdi:

Okunuşu: “El-hamdulillahi’l Lezi ehyana ba’de ma ematena ve ileyhi’n-nüşur.”

Anlamı: Bizi öldürdükten sonra yeniden dirilten Allah’a hamd olsun. Şüphesiz dönüş Allah’adır.

O dönemler henüz çok gençtim, yaşım küçüktü. Bir gün mescide uyumuşken rüya gördüm. Rüyamda, iki melek beni alıp doğruca cehenneme götürdüler. Cehennem, kuyu duvarı gibi taşla örülmüştü. İki de direği vardı. Orada Kureyş kabilesinden bazı tanıdıkları gördüm be gördüğüm şeylerden korktum ve:

“Cehennemden Allah’a sığınırım

Cehennemden Allah’a sığınırım

Cehennemden Allah’a sığınırım!” diye bağırmaya başladım.

İşte o sırada onların yanına başka bir melek geldi, ve bana “Korkma!” dedi. Bir de elimde kalın ipek kumaş parçası gibi bir şey vardı. Onunla cennetin neresine işaret etsem, oraya doğru uçuyordum.

Bu rüyamı Peygamber Efendimizin eşi Hafsa ablama anlattım O da Rasûl-i Ekrem Efendimize söyledi.

Bunun üzerine Allah’ın Resûlü:

“Abdullah ne iyi adam! Keşke bir de gece namazı kılsa!” buyurdu.

Abdullah ibni Ömer’in oğlu Salim şöyle dedi:

“O günden sonra babam, geceleri pek az uyur; hep ibadet ederdi.”

Hayır Osman! Ruhbanlık yoktur

Hayır Osman! Ruhbanlık yoktur

Rasûlullah (s.a.v) bir gün dostlarına kıyametten bahsetmişti. Onlar da çok duygulanıp ağladılar. Sonra içlerinden on kişi Osman Bin Maz’ûn’un evinde toplandı. Aralarında Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ali de vardı.
Yaptıkları istişáre neticesinde, bundan böyle dünyadan el etek çekmeye, gündüzleri oruçla, gecelerini de sabaha kadar ibádetle geçirmeye, et yememeye, kadınlara yaklaşmamaya, güzel koku sürünmemeye ve yeryüzünde gezip dolaşmamaya karar verdiler. Bu haber Peygamber Efendimiz’e ulaşınca, kalkıp Osman Bin Maz’ûn’un evine gitti fakat kendisini evde bulamadı. Hanımına, Osman ve arkadaşlarının kendisine gelmeleri için haber bıraktı. Onlar da Peygamber Efendimiz’in huzuruna çıktılar. Efendimiz, karar aldıkları hususları kendilerine sayarak:

- “Bu konularda ortak karar almışsınız, öyle mi?” dedi

Onlar:

- “Evet ey Allah’ın Resulü bizim böyle bir karar almakta hayırdan başka bir gayemiz yoktur” dediler. Bunun üzerine Efendimiz (s.a.v):

-”Şüphesiz ki ben bunlara emrolunmuş değilim. Bu doğru değil. Elbette sizin üzerinizde nefislerinizin hakkı vardır. Bazen oruç tutun, bazen tutmayın. Gece hem ibadet edin hem uyuyun. Ben hem ibádet ederim hem de uyurum. Oruç tuttuğum günlerde olur. Tutmadığım günlerde. Et yediğim gibi hanımlarımla beraber olurum. Kim benim Sünnet’imden yüz çevirirse benden değildirÖ” (Vahidi, s. 207-208; Ali el-Kárî, el-Mirkát, , 182-183)

Peygamberimiz Sahabeyi hayatın içine çekecektir bu tavrıyla.

Hz. Ebû Bekir, dini yaşama husûsunda büyük bir azim ve gayrete sahipti. Bazı arkadaşlarıyla, Allah Rasûlü (s.a.v) gibi olmadıkları gerekçesiyle daha fazla ibadet etmeleri gerektiğini düşünmüşlerdi. Ancak peygamberimiz ruhbanlığa müsaade etmeyerek, ashábından kendi Sünnet’ini takip etmelerini istedi.

GÜNÜN AYETİ

İnsanların içinde öylesi vardır ki herhangi bir bilgisi, rehberi veya aydınlatıcı kitabı olmaksızın Allah hakkında tartışmaya kalkar.
(Hacc 22/8)

GÜNÜN HADİSİ

Ebu Hureyre (r.a.) Peygamberimizin (s.a.v.) şöyle buyurduğunu rivayet ediyor: Olgun mümin ahlakı en güzel olandır.
Ahlak bakımından en iyi olanınız da aile fertlerine en iyi davrananızdır.
(Ebu Davud, Sünnet: 14; Tirmizi, İman: 6)

GÜNÜN DUASI

Yatağından kalktığında şöyle buyururdu:

(Okunuşu) “Rebbiğfir ve’r-ham vehdi Li’s-sebili’l Akvam.”

(Anlamı) “Rabbim bağışla, merhamet et ve en doğru yola ilet.”

Ayet, hadis, dua nedir?

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın sitesine göre;

Ayet: Kur’an-ı Kerim’de durak işaretleri arasındaki cümle ya da ifadelerdir.

Hadis: Hz.Peygamberin sözleri veya O’nun fiil ve onaylarının sözle ifadesine denir.

Dua: Kulun istek ve arzularını uygun bir üslupla Allah’a arzetmesidir.

« Daha eski yazılar

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.